Kimse Bizden Kolay Ölemez!

Yayınlama: 02.12.2016
A+
A-

Ölüme, ölmeye yatkın bir toplumuz. En başından tarih boyunca öle öle çoğalmış, büyümüşüz. Şehit ve gazi bir milletiz; vatan uğruna ölürüz.
Sevgilimizin yoluna ölürüz. Partimizin ve liderimizin yoluna baş koyarız. Tuttuğumuz takım için damarımızı keser, renklerini akıtırız. Arkadaş için canımızı veririz ama satmayız. Göz açıp kapayıncaya kadar kısacık bir süresi olan ömrümüz, o kadar çok şeye fedadır ki, yaşamak için pek fırsat yoktur. Halbuki bu canımızı yoluna hiç saydığımız, sevdiğimiz değerlerin var olabilmeleri için bizim yaşamamıza, yaşatmamıza daha çok ihtiyaçları vardır.
En azından onlar için yaşamamız gerekirken biz ölmeyi tercih ediyoruz. Bilemiyorum, mevcut şartlarda, ölmek işin kolaycılığı oluyor belki de. Fakat şöyle de bir durum var ki bizim ülkemizde ölmek yaşamaktan daha kolay.
Çok kolay ölüyoruz.
Sabah evden çıkıyoruz, asansöre bineceğiz, asansörün kapısını açıyoruz, lap diye dalıyoruz kabine. Lakin, taşıyıcı oda yok. Hoooop, düşüp ölüyoruz. Merdivenlerin korkuluklarından bir parça kopmuş, tamirini yapmamışız, tutunmak için yöneldiğimizde elimizde kalan parçayla birlikte bir kaç basamak aşağıya yuvarlanıyoruz, boynumuz kırılıyor, belimiz kırılıyor, ölüyoruz. Aracımıza biniyoruz, trafikte değiliz sanki, bir aksiyon filminin içindeymişiz gibi patinajlar, ara gazlar, köküne kadar gaza basmalar, hatalı sollamalar, kırmızı ışık ihlalleri, kemer takmamalar, önündeki, arkandaki sürücülerle dalaşmalar, gereksiz kornalar… Sinirlerin en gergin olduğu bir anda aniden ”Güüüüüm!”
-Ne oldu?
-Hiç abi, ışık yeni yanmıştı, aradan kayarım dedim, daldım.
-Eee?
-Eesi, öldük abi.
Çok da önemli değil, oralarda ölmesek nasıl olsa az ileride belediyenin kazdığı ve kapatmadığı kuyuya düşüp ölecektik. Ondan da yırtsaydık iş yerimizdeki sarkmış ve cereyan kaçağı olan bir elektrik kablosuna tutulup ölecektik.
Köylerde çocuklarımız sulama göletlerine düşer ölür. Taksicilerimiz gaspçıların elinden ölür.
Kadınlarımız eski kocalarının ya da sevgililerinin darbeleriyle ölür. Çocuklarımız yanlış yapılan bir aşıdan ölür. Madencilerimiz denetimsizlikten ölür. İnşaat işçilerimiz iş güvenliği ihlalinden ölür. Askerimiz, polisimiz terörden ölür. Hastalarımız tedavi esnasında bulaşan bir mikroptan ölür. Yaşlılarımız bakımsızlıktan ölür. Trafiktekilerimiz hızdan, alkolden ölür. Yayalarımız damdan düşen bir tahta ya da taş parçasından ölür. İşçilerimiz yedikleri tabldottan zehirlenerek ölür. Yani, aslında ölmeye meyilli olduğumuzdan mıdır nedir bilemiyorum ama, en kolay ölümler bizdedir.
Bu basitlik ve anlamsızların neticesinde akşam çocuklarının yolunu gözlediği baba ölür. Kocasına bir an önce kavuşmanın heyecanıyla bekleyen eş ölür. Anne ve babanın göz bebekleri çocuklar ölür. Sevgililer ölür, yarenler ölür, arkadaşlar ölür. Hayaller ölür, ümitler ölür, gelecek ölür.
Ve bu ülkede, Adana’da, Aladağ’da bir kız öğrenci yurdunda, yangın merdivenlerinin çıkış kapısı kilitli olduğu için gencecik bedenler cayır cayır, feryat figan, yanarak ölür!