Tam da şu an
Bunu tam da şu an yazıyorum.
Siz okuduğunuzda ‘‘tam da şu an’’ın üzerinden birkaç gün geçmiş olacak ama olsun. Tam da şu an, gazetede işimi bitirmiş, soğuktan eve gitmeye üşenmiş, alkol zammından sonra bulabildiğim en ucuz şarabı alıp iş yerimde yalnız başıma içiyor ve müzik dinliyor vaziyetteyim. Cümlenin sonuna ‘‘vaziyetteyim’’ koyunca daha bir edebi oluyormuş gibi, o yüzden bu kelimeyi seçtim.
Her neyse, bu kadar şey bir araya gelmişken bir şeyler yazmasaydım ayıp olurdu diye düşündüm. Başladım. Muhtemelen bu yazının sonu hiçbir yere varmayacak ve okuduğunuzda ‘‘Eee?’’ deyip suratınızı ekşiteceksiniz; ama ben yarın bir gün bunu torunlarıma ‘‘Umarsızca yazdığım bir köşe yazısı’’ diye göstereceğim. Bu yüzden sizin için önemli olmasa da benim için önemli olabilir. En azından gelecekte…
Şimdi aranızdan bazıları -sanki kendileri yapmıyormuş ya da fırsatları olsa yapmayacaklarmış gibi- iş yerinde içme fikrine biraz kızabilir. Ama şöyle düşünün; bu yazdıklarımın tamamı kurgu da olabilir. O yüzden öyle çok da yüklenmeyin; sonuçta yazdıklarımı patron da okuyor.
Ahmet Abi arkadan sesleniyor, ‘‘Sen bir yana, ben bir yana, dostlarımız bir yana / Bölünsek de çözülsek de başkaldırdık zamana!’’
Ben şimdi bir cebimde ‘‘Das Kapital’’, bir cebimde mandalina kabuğu eve gideceğim. Eh, siz de en başından bu yazının bir sonuca varmayacağını biliyordunuz zaten.