Size Soruyorum!
%94… Göze hoş geliyor değil mi? Bir şeyler tamamlanmak üzere.
Yaşı 27-28’in üzerinde olanlar hatırlayacaktır. Önceleri internet hızı şu ankinin %1’i falandı. O zamanlar youtube falan yok tabi. MP3 indirir, MSN’den birbirimize yollardık. Öyle ki 3-4 MB’lık bir şarkının inmesi saatleri alırdı. Heyecanla bilgisayarda o yeşil çubukların dolmasını bekler, yüzdeyi takip ederdik. %94… Şarkı indi, inecek… Sonra internet hızlandı biz film falan indirmeye başladık. Yine gördük %94’ü, yine heyecanlandık.
Şu geçtiğimiz 3 gün beni heyecanlandıran, sorgulatan ve utandıran bir %94’ü anlatacağım sizlere. Lakin bu yüzdelikte ters giden bir şeyler var.
Ahmet benimle aynı yaşlarda. Ondan hayatın aldığı %94’le yaşıyor. Sıradan bir insanın vücuduyla yapabileceği şeylerin %94’ünü yapamıyor yani. Suyu pipetle içiyor, mausu ayaklarıyla, klavyeyi burnuyla kullanıyor. Daha önce anlatmıştım, öğrendiğim kadarıyla. Şimdi tekrar anlatıyorum fakat bu sefer yaşadığım kadarıyla. Tanıştım ya ben Ahmet’le.
Ahmet hayata yüklenecekken, talihsizlik bu ya? Yüklemesi yarım kalıyor. Ve “Kader” ona diyor ki %6 ile devam et. Ahmet’in neleri yapamadığını anlatmayacağım sizlere. Birlikte utanalım diye hayata karşı ne kadar yüklendiğimizi düşünmemiz için Ahmet’i anlatacağım.
Aylar önce internetten ulaştı bana. “Bir fikrim var, senaryolaştırır mısın?” dedi. Kabul ettim. Niyetim de senaryoyu yazıp kenara çekilmekti. Ahmet ısrarcı oldu. “Senarist olmadan oynamam ben Erenim” Antalya’ya çağırdı beni. Orhan Veli’ye selam olsun, cep delik cepken delik. “Ben alacağım biletini” dedi. Kendi yağında kavrulan Emre abisiyle tanıştık. Yönetmeni. “Biz seni getiririz Eren” dedi. Öyle güzel davet ediyorlar ki sanıyorsunuz Antalya onların. Hikayedeki herkes işçi.
İyi niyet var ya ortada? Dedim birlikte çıkalım bu işin içinden. Yazışmalar vs. Derken sağ olsun Yeditepe Üniversitesi bu işe destek veriyor. Biniyoruz uçağa gidiyoruz Ahmet’e.
Soyut kavram mutluluğu somutlaştıran bir sesle karşılıyor Ahmet beni. Bağırıyor. Sonradan anlamlandırsam da o çıkan sesi, ilk başta endişeleniyorum. Sarılıyoruz. Öyle normal bir sarılma falan değil bu. Benim sarılmak için harcadığım enerjinin 94 katını harcıyor Ahmet duygusunu bana geçirmek için. İki duble atıyor, başlıyoruz çekimlere. MUHTEŞEM! Adam öyle bir oyun yapıyor ki, en iyi oyuncudan %94 daha iyi oynuyor. Mola veriyoruz. Birlikte kamera arkası görüntüleri izliyoruz. Annesi bilgisayara atmış, Ahmet ayaklarıyla bilgisayarı hepimizden daha etkin kullanıyor. Bilgisayarın içi yazılarla dolu. Bir kitaba girecek yazısı, Haccettepe’de yapılan konuşmanın yazısı falan… Ahmet’in %6’sı üniversite mezun olması için yetiyor. Kendi yazdığım filmde bana figüranlık düşüyor. Yönetmen oyna diyor. En iyisini 4 defada yapıyorum. Ahmet hiçbir sahneyi ikiletmiyor.
%94’ünü bir kenara bırakan Ahmet şimdi büyük bir yükün altına girmeye hazırlanıyor. “Filmlerde gerçek engelliler hiç oynatılmıyor. Ben oynayacağım!” Şimdi size soruyorum. En son dünyayla alakalı neyi değiştirme niyetine girdiniz? %100’ünüzle Ahmet kadar neyi başarabildiniz?
Sana soruyorum! Kullanmadığın bir sen, ne kadar sen?