Halit Hoca
Ben beş buçuk yaşındayken annem ve babam beni özel bir anaokuluna yazdırdı. Başlarken çok hevesliydim. Elimin kalem tutacağını, sürekli bir şeyler yazıp çizeceğimi sanmıştım. Hevesle okula gittim. Ancak bu hevesim birkaç gün içerisinde isyana dönüştü. Çünkü sistem hiç de sandığım gibi işlemiyordu. Sabah okula gidiyorduk kahvaltı faslı, oyunlar derken; tam da yazıp çizmeye başlayacağımızı sandığım zamanlarda bize öğle uykusu dayatıyorlardı. Şu an uyumak için herhangi bir zaman dilimi kollamam, fırsatım oldukça uyurum ama o zamanlar öğle uykusundan nefret ederdim. Ve tüm çocuklar öğle uykusuna yatarken ben okulda tek uyanık kalan öğrenci olarak kendime, zarar verebileceğim alanlar arardım. Zaten annem de öğretmenime “Zorlamayın, o uyumaz.” uyarısında bulunmuştu birkaç gün sonra. Öyle ki herkesin adının yazdığı bir yatağı varken benim yoktu. Haliyle anaokulu kariyerim çok kısa sürdü. İki hafta kadar… Bu sırada ilkokula başlayan yedi yaş civarı öğrenciler öğrenim hayatlarının ilk bir ayını doldurmuşlardı. Bir gün hüngür hüngür ağlayarak öğretmenime gittim ve eve gitmek istediğimi söyledim. Öğretmenim babamı aradı, babam beni almaya geldi. Bu sahneyi hiç unutmam. Babam okulun kapısının önünde benim boyuma yaklaşmak için eğilip neden ağladığımı sordu. Cevabım “Burası okul değil, burada sadece oyun oynatıyorlar. Ben evde de oyun oynuyorum.” oldu. Babam direkt tüm eşyalarımla birlikte beni oradan çıkardı ve oradan çıkıp ilk iş olarak en küçüğü ayak bileklerime değen bir önlük aldık bana. Sonra da Halit Hoca’nın Müdür’ü olduğu Atatürk İlkokulu’na gittik. Halit Hoca diyorum ama ben Halit Hoca’yı “amca” biliyorum. Babam durumu anlattı. “Anaokulunu sevmedi, kalem tutmak istiyor.” dedi. Nihayetinde Halit “Amca”, gidip kaydımı yaptıracağız, başlayacağım ertesi gün okula. Olmadı tabii, Halit Hoca beni okula almadı. “Ya Ahmet” dedi, “bu çocuğun yaşı kendinden, boyu önlüğünden küçük. Bırakın sokakta oynasın. Ben okula kaydını yapmam Ekin’in.” Ben okula başladım tabii o sene ama Atatürk İlkokulu’nda değil. Halit Hoca “amca” torpili yapıp almadı beni okula. Aslında belki de sözünü dinleseydik en büyük torpili yapmıştı beni okula almayarak. Neyse, sonuç olarak beş buçuk yaşında başka bir okula başlayıp ikinci sınıfta kaydımı müdürlüğünü Halit Hoca’nın yaptığı Atatürk İlkokulu’na aldırdım. Liseye başlayana kadar da orada okudum. Orada geçirdiğim okul yılları boyunca hafta içleri Halit Hoca’m, hafta sonları Halit Amca’m oldu. Yedinci sınıfta, neye sinirlendim bilmiyorum, sınıfın kapısının camını kırmıştım. Haliyle öğretmenlerim beni “Müdür Odası”na gönderdi. Sınıfımız da zaten Müdür Odası’nın tam karşısıydı. Odaya girip yaptığım eşekliği anlattım. Halit Hoca odasından çıktı, bizim sınıfın kapısının kırılan camına baktı. “Bayağı sanatsal çalışıp camı kalp şeklinde kırmışsın, tebrik ederim. Ailene camın tamir masraflarını karşılamaları gerektiğini sen mi söylersin, ben mi söyleyeyim?” dedi. “Ben söylerim hocam.” dedim. Ve gerçekten de ben söyleyip ailem okula gelene kadar ailemi aramadı. Ve bunu çok iyi biliyorum, öğrencisi olan herkes bilir, gerekirse beni itiraf etmem için teşvik eder ama ben itiraf edene kadar aileme söylemezdi. Bunun sebebi hafta içleri hocam, hafta sonları amcam olması değildi. O, hepimizin biraz hocası, biraz amcasıydı.
Işıklar içinde uyu Halit Hoca’m!