Küçük bir kadın
Bugün biraz Hazal’dan bahsetmek istiyorum. Çünkü birkaç gün önce onun doğum günüydü. “Çünkü” dedim ama aslında ondan bahsetme sebebim birkaç gün önce doğum günü olması değil. Ben ara ara bahsederim Hazal’dan. Bir şey olur, aklıma bir anımız gelir, bir sokakta yürürüm, bir renk onu anımsatır, ne bileyim bir fotoğrafını görürüm ya da işte doğum günüdür; önemli değil. Hazal hayatımda bir yerlerde vardır hep. Öyle sık sık konuşmayız. Hayatımızda milyon tane şey değişir, birbirimizi arayıp anlatmayız. Ama çoğu zaman birkaç ufak ayrıntıdan anlarız birbirimizin hayatında olup biteni, takip ederiz. Ve müdahale edilecek boyutta kötü giden ya da üzerine konuşup gülmemiz yahut kutlamamız gereken bir şey olduğunu fark edersek birbirimizi arar, üzerimize düşeni yaparız. ‘‘Üzerimize düşen’’ dediysem, öyle ‘‘Gerçek dost böyle yapar.’’ zırvaları değil. Öyle bir ilişkimiz olmadı hiç. Hiç de olmayacaktır. Hazal, benim hayatıma çok geç girmiş bir kadın. Haliyle birçok şeyi kaçırdı ama yetiştiği yerden de çok iyi yakaladı.
Hayatımızdaki her insanı bir yerlere koyarız, onları kategorize ederiz veya onlara sıfatlar takarız. Eş, dost, akraba, arkadaş, komşu; aileden, aşağı mahalleden, okuldan, işten, memleketten… Hazal’ın farkı tam olarak bu. Onu soktuğum bir kategori, ona taktığım bir sıfat yok. Hazal var. Hazal’ın hikayeleri var. İçinde Hazal’ın olduğu hikayelerim var. Bir şey var, bir şeyler var.
Aynı dönemde ülke dışında bulunduk Hazal’la, uzunca sayılabilecek bir süre… O, Lizbon’daydı, ben San Francisco’daydım. İki ayrı kıtada bulunan ama köprüsüyle, sokaklarıyla, yokuşlarıyla birbirine benzeyen iki ayrı şehirde… Birbirine benzemeyen onca acı, onca mutluluk yaşadık. Dedim ya, hep değil ama gerektiğinde birbirimizle paylaştık. Ne zaman gerektiğine karar vermedik; hissettik, tahmin ettik, tahlil ettik, göstermeden zaman verdik, iyileşmesini bekledik. Sorgulamadık, daha fazla tanımaya çalışmadık. Öğrendiğimiz kadarı yeterdi, zorlamadık. Birbirimizin hayatında “en” olmadık belki ama “hep” olduk, “iyi ki” olduk. Birbirine benzeyen, birbirine hiç benzemeyen iki insan, iki kadındık. Çok sevdiğimiz rakıyı şerefimize kaldıramadık hiç karşılıklı. Ama içtiğimiz her rakının bir köşesine iliştirdik birbirimizi.
Hazal,
Biraz var, biraz yok anımdı.
Benden büyük, kendinden “Küçük bir kadın”dı.