Topraklanmak
Geçtiğimiz günlerde okuduğum bir yazıda, bilimsel ve matematiksel terimlerin sosyal bilimlerde kullanılması eleştiriliyordu. Yazara göre; bilimsel terimlerin tek bir anlamı vardı ve bu kesindi. Bu sebeple de sosyal bilimcilerin ya da yazarların bu terimlerin anlamlarını genişletmeleri kabul edilemez bir yanlıştı. Öncelikle, bu düşünce beni oldukça şaşırttı çünkü daha önce bu açıdan hiç düşünmemiştim. O ilk şaşırma anı geride kalınca; düşünceyi kendi akıl süzgecimden geçirmeye başladım.
Bu kadar katı bir zihniyet; bir dilin tüm zenginliğini alıp götürebilecek nitelikteydi. Mecaz anlamların, hatta belki yan anlamların bile olmadığı bir dil olabilir miydi? Belki şimdi bir kısmınız itiraz ediyor, sadece bilimsel terimlerden bahsedilmiş diyorsunuz. Peki o zaman, sizlere okuduğum yazıda örnek olarak verilen kelimeyi söyleyeyim hemen: Boyut.
Matematik terimi olarak, doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri olarak tanımlanmış boyut, Türk Dil Kurumu’nun sözlüğünde. Mecaz anlamlarında ise; durum, nitelik ve genişlik, kapsam olarak ifade edilen iki anlamı yer almakta. Hatta durum ve nitelik anlamına bir de Necati Cumalı’dan örnek verilmiş:
“Yeni boyutlar, düşünme olanakları kazandığımı sanarak ayrıldım tiyatrodan.”
Şimdi burada, boyutun terim anlamının dışında kullanılmasının dili zenginleştirmek dışında ne gibi bir yanlışı olmuş olabilir? Bir edebi yazı, benzetmelerle ya da bir sözcüğü kendi anlamı dışında kullanmakla zenginleştirilir. Hatta öyle ki; ünlü Fransız kısa öykü ve roman yazarı Guy de Maupassant; “Gerçek bazen gerçeğe benzemeyebilir.” der ve devam eder:
“Gözlerimiz her şeyi bizden öncekilerin bizde bıraktığı anılarıyla görmeye alışıktır. Oysa en ufak bir şeyde bile bilinmeyen bir yan vardır. İşte onu bulalım. Yanan bir ateşi ya da ovadaki bir ağacı betimlemek için, bu ateşin ya da ağacın önünde hiçbir ateşe ya da ağaca benzemeyecek bir yan buluncaya kadar durmayalım.”
Dolayısıyla her sözcüğe tek bir anlam atfetmenin dili öldüreceği kanaatindeyim. Aynı şekilde, sosyal bilimlere ilişkin makalelerde kullanılan bu gibi sözcükler de zaten terim anlamları dışında kullanılmaktadır. Bunların okurları da, kullanılan sözcükleri o yazının ya da makalenin kapsamında değerlendirmekte olup, zaten bu sözcükleri o an için kapsam dışında başka bir anlamda düşünmemektedir.
Gelgelelim, bütün bunlar kafamın içinde neden dolaşmaya başladı? Böyle bir fen bilimleri terimini başka bir anlamda kullanarak, bir yazı yazma niyetindeydim. Hatta öyle bir terim ki; sanki anlatmak istediğimi o terimden başkası anlatamayacak gibiydi. O zaman önce bilimsel tanımını vererek başlayayım: Elektrik hatlarında meydana gelen kaçağı bir iletken vasıtasıyla toprağa ileterek insanların çarpılmasını önleyen işleme topraklama denir.
Peki ben ne anlatmak istiyorum?
Her gün belirli sorumlulukları yerine getirmeye çalışarak, belli hırsların, yapılması gerekenlerin içinde kaybolarak yaşıyoruz. Her zaman daha iyisini, daha fazlasını istiyoruz. Belki de bizi hayatta tutan bu istek, bir şeyleri amaç edinmek, hedefler koymak… Belki de böyle olmadan yaşamasını beceremiyoruz. Sonra bir şey oluyor, elimizde olmayan bir şey… Aklımıza gelmeyen, hayal edemeyeceğimiz bir şey oluyor. Ve biz topraklanıyoruz. Tüm hırslarımızdan, daha iyiye olan isteğimizden arınıp sadece elde olanı kaybetmemeye odaklanıyoruz. Bu topraklanmalar ancak; kendimizin ya da sevdiklerimizin sağlıklarında bir sorun çıkması halinde ortaya çıkıveriyor. Sanki hayatın geri kalanını boş verip, asıl neyin önemli olduğunu hatırlıyoruz bir anda. Bir süre sonra da, bir sonraki topraklanmamıza kadar yine aynı tas aynı hamam devam ediyoruz. Halbuki her yeni günde sahip olduklarımıza şükrederek; kendi kendimizi topraklamak ne kadar da kolay.
Eminim bunu okuduğunuzda hepinizin aklında; elektrik hatlarında meydana gelen kaçağı bir iletken vasıtasıyla toprağa ileterek insanların çarpılmasını önleyen bir işlem canlanmıştır. Sağlıkla kalın.