Öztrak: 2,5 ay geçti, ortada zamdan başka bir şey yok

Öztrak: 2,5 ay geçti, ortada zamdan başka bir şey yok
spot_img
Yayınlama: 15.08.2023
A+
A-

CHP Sözcüsü Öztrak, Hükümetin Mayıs seçimlerinden önce tüm tuşlara bastığını, yerel seçimlerden önce de artık elde kalan ne varsa sonuna kadar kullanacağını belirterek, “Mayıs seçiminden sonra yaşadıklarımız, yerel seçimlerde sağlam durmazsak yaşayacaklarımızın sadece fragmanıdır” dedi

Mayıs seçimlerinin haksız, hukuksuz, adaletsiz bir seçim olduğunu vurgulayan Öztrak, “Bir tek devletin tüm gücünü pervasızca kullanan, sahte videolarla yalan söyleyen bir kadroya karşı değil, Erdoğan hükümetinin sürmesinden medet uman diğer devletlere karşı da mücadele verdik” değerlendirmesinde bulundu.

Geçmişte ekonomide sıkıntılı dönemlerde iş başına gelen hükümetlerin, göreve gelir gelmez ilk 100 gün, ilk 6 ay, ilk 1 yıl programlarını uyguladıklarını anımsatan Öztrak, “Mayıs’ta seçimler yapıldı. Haziran geçti, Temmuz geçti. Ağustos’un ortasına geldik. Hala ortada zamlardan başka hiçbir şey yok. Görünen o ki vitrine konan isimlerin ekonomide böyle bir hazırlığı yok. Bari zahmet etselerdi de Millet İttifakı’nın hazırladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metnine ve diğer belgelere bir baksalardı” diye konuştu.

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Genel Merkez’de MYK gündemine dair düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:

Merkez Yönetim Kurulu toplantımız biraz önce bitti. Bugün MYK toplantımızda, hükümetin artan hayat pahalılığıyla mücadeleyi bir başka bahara ertelemesini, çift haneli enflasyonun önümüzdeki yıllarda da süreceği yönündeki açıklamalarını ve bunun sürdürülebilir olup olmadığını ele aldık. Kamu çalışanları ve emeklilerin toplu sözleşme görüşmeleri, artan kiralar ve fiyat artışlarına yetişemeyen ücretler de yine bir başka önemli gündem maddemizdi. Yaklaşan yerel seçimler için yapılacak hazırlıklarla parti içindeki kongre süreçleri de kurulumuzun önemli gündem maddelerinden biriydi.

RÜZGARA KARŞI TÜKÜREN HÜKÜMET

“Fırtına doğa şartlarının bir sonucudur. Akıl ise hava fırtına toplarken onu görmek ve tedbir almak için bize verilmiş bir armağandır” diyor yazar… Devlet yönetmeye talip olanlar da, sorunları önceden görmek ve tedbir almak için, akıllarını kullanabildikleri ölçüde, milletimizin refahını artırabilirler. Bugün ülkemizde, yaklaşan fırtınalara karşı zamanında önlem almayan, bırakın önlem almayı, rüzgara karşı tüküren, “Vatandaşım” değil, “yandaşım” diyen bir hükümet işbaşındadır. Bu yüzden de, dünyada yağmur yağıyor, bizde sel oluyor, dünyada güneş çıkıyor, bizde çöl oluyor. Fatura her zaman dar ve sabit gelirli yurttaşlarımıza kesiliyor. Bunlar, bu hükümet vatandaşımıza aşağı mahallede talkını veriyor, kendileri, yukarı mahallede yandaşlarıyla birlikte salkımı yutuyor.

TÜM HATALARIN FATURASI MİLLETE

Bundan 12 yıl önce hükümet, bölgenin barış yanlısı güvenilir ülkesi olmak yerine, Emevi Camii’nde namaz kılma hevesiyle, Suriye’deki iç savaşa taraf oldu. Yaptıkları hatanın bedelini, ülkenin sırtına binen milyonlarca sığınmacı, milletin sırtına binen on milyarlarca dolarlık faturayla ödedik. Bundan 10 yıl önce, Amerikan Merkez Bankası dolar basmayı yavaşlatacağını açıkladı. Hükümet bunu öngöremedi. Ekonomiyi tahkim etmedi. Türkiye ekonomisi türbülansa girdi ve dünyada en kırılgan ekonomiler listesinde ilk beşe yerleşti. Millet bunun faturasını işsizlik ve hayat pahalılığı olarak ödüyor. Bugün hala daha ödüyor. Bundan 2 yıl önce, Rusya Ukrayna’ya saldırdı. Dünyada gıda fiyatları sıçradı, sonra yüzde 22 oranında hemen ardından düştü. Bizde ise dünyada fiyatlar düşerken gıda fiyatları yüzde 94 arttı. Hükümet tarımda yıllardır, “Üretimi bırak, ithalata bak” stratejisi izlemişti. Bunun faturası yine bizim vatandaşımıza çıktı, çıkıyor.

DÜNYADA DÜŞÜYOR, BİZDE ARTIYOR

Bundan 1 yıl önce, geçtiğimiz yılın Haziran ayında, dünyada petrolün varili 100 dolara yükseldi. Bugün ise 86 dolara kadar düştü. Yani dünyada ham petrol fiyatları son bir yılda yüzde 13 geriledi. Bizde ise mazotun pompa fiyatı seçimden sonraki 3 ayda yüzde 106 arttı. Dünyada fiyatlar azalıyor, bizde artıyor. Bizde işler dünyadakinin tersine giderken, hükümetin başı, “Dışarıda da böyle, biz ne yapalım” diye bahaneler üretiyor. “Bize dışarıdan saldıranlar var, bizi çekemeyenler var” demeye devam ediyor. Millete yalan söylemeyi sürdürüyor.

FAİZ AYNI YERE DÖNDÜ, ELDE ENFLASYON KALDI

2021’in Ağustos ayında, Erdoğan, “Bundan böyle enflasyonun daha yukarı çıkması mümkün değil, zira faiz oranlarında düşüşe geçiyoruz” demişti. Talimatla başlayan faiz indiriminin sonunda enflasyon azdı. Faizlerde başladığı yere geri döndü. Elimizde kala kala rekorlar kıran enflasyon kaldı. Erdoğan’ın söyledikleri yine yalan çıktı. Erdoğan 2022 yılının sonunda da; “Herkes enflasyon hesabını 2023’te yüzde 20’ler seviyesine göre yapsın” dedi. ABD’den ithal ettiği Merkez Bankası Başkanı geçtiğimiz ay, bu yılın sonunda enflasyonun yüzde 58 olacağını ilan ediverdi. Erdoğan’ın sözleri bir kere daha yalan çıktı.

HE SÖYLEDİKLERİ YALAN OLDU

Bunların hiçbir dediklerine inanılmayacağı, söylediklerine güvenilmeyeceği artık ortada… “Dolar alan yaya kalır” dediler, almayan yaya kaldı. “Dış ticaret açığı kapanacak” dediler, açık katlandı. “Cari açık düşecek” dediler, rekor kırdı. Erdoğan daha geçen hafta, “Asla ödün vermediğimiz iki husus vardır. Bunlardan biri istihdamdır, diğeri büyümedir” dedi. Ertesinde TÜİK işsizlik rakamlarını açıkladı. Gerçek işsiz sayısı bir ayda 660 bin kişi arttı. 9 milyonun üzerine çıktı. Ülkemizdeki işsiz sayısı yeryüzündeki 100 ülkenin nüfusunu aştı. Bu söylediği de yalan oldu. Erdoğan seçimden önce “Ekonomi iyi, şahlanıyoruz” diyordu. Seçimi kazanmak içinde, daha önce “Seçim kaybedeceğimi bilsem de yapmam” dediği ne varsa yaptı. Yetmedi, milletin dövizlerini har vurdu harman savurdu. Kazanın dibini deldi, ülke dövizsiz kaldı. Sonunda ekonominin sağlam olduğu da yalan çıktı.

KÖRFEZ ŞEYHLERİNİN ETEKLERİNE SARILDILAR

Ekonominin altını üstüne getiren Erdoğan seçimden sonra vitrine bazı isimler koyarak, sebep olduğu ağır güven bunalımını aşabileceğini, ülkeye para getirebileceğini, yaklaşan yerel yönetim seçimlerine kadar işi idare edebileceğini düşündü. Ama uluslararası piyasalar Erdoğan’ın vitrinine aldanmadı. Yaparız dediklerine kanmadı yapmadıkları için. Çaresizlik içinde bir zamanlar hain ilan ettikleri, katil dedikleri, küfür ettikleri Körfez krallarının, prenslerinin, emirlerinin, şeyhlerinin, koşa koşa yanlarına gittiler eteklerine sarıldılar, önlerinde el pençe divan durdular. Bir zamanlar darbeci dedikleri Arap liderleriyle, sarmaş dolaş oldular. Elde kalan kamu şirketlerini, Belçika’nın yüzölçümünden büyük topraklarımızı, onlara satmayı önerdiler. Ama yine onları kandıramadılar.

 HAZİNENİN NAKİT AÇIĞI %1066 ARTTI

Dışarıdan parayı bulamayınca, faturayı millete kestiler. KDV’yi, ÖTV’yi, harçları ve diğer vergileri olağanüstü artırdılar. Yetmedi bir aldıkları MTV’yi bir daha almaya kalktılar. Anayasayı hiçe saydılar. Seçime kadar tuttukları dövizi saldılar. Paramızı pul ettiler. Şimdi çarşı pazar yangın yeri. Pazarcının başı mal satarken önde ama hükümet oralı değil. Çorlu’da pazarcılar, İstanbul Bayrampaşa halinden meyve sebzeyi, bedava bile alsalar, yükleme ve taşıma masrafları nedeniyle, kilosunu 5 liradan satmak zorunda olduklarını söylüyorlar. Yine mazot böyle giderse, bunun katlanmasından da korktuklarını ifade ediyorlar. Okul servisçilerinin ise kendilerinin masraflarının, velilerin servis ücretlerinin altından nasıl kalkacağı endişesi sarmış okul servisçilerini. Milletin sırtına bindirilen bunca yüke rağmen Hazine’nin nakit açığı ilk 7 ayda önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 1066 arttı. Yani 11 kat. Hatta 12 kat. 434 milyar lirayı aştı.

2,5 AY GEÇTİ ORTADA ZAMDAN BAŞKA BİR ŞEY YOK

Hazine’de yok, elde yok, avuçta yok, Merkez Bankası’nın kasasında döviz yok. Yapılması gereken belli. Enflasyonu düşüreceksiniz. Milleti ferahlatacaksınız. Bunun için de güçlü çapaları olan, takvime bağlanmış, hesap vermeyi öngören, güçlü bir program yapacaksınız. Ama ortada sarayın böyle bir iradesi de yok. Görünen o ki vitrine konan isimlerin böyle bir hazırlığı da yok. Mayıs’ta seçimler yapıldı. Haziran geçti, Temmuz geçti. Ağustos’un ortasına geldik. Hala ortada zamlardan başka hiçbir şey yok. Biz MYK’mızda bu konularda alınacak önlemleri tartışırken hükümet tarafında, bir program yok, bir eylem planı yok. Kendilerinden önceki hükümetler, ekonominin böyle sıkıntılı dönemlerinde işbaşına geldiklerinde, ellerinde ilk 100 günde, ilk 6 ayda, ilk bir yılda yapılacakların olduğu bir eylem planı olurdu. Anlaşılan, AK Parti kadroları böyle bir planı programı hazırlamayı akıllarından bile geçirmemişler. Bari zahmet etselerdi de Millet İttifakı’nın hazırladığı Ortak Politikalar Mutabakat Metnine ve diğer belgelere bir baksalardı.

MADEM BİR ŞEY YAPMAYACAKSINIZ, NEDEN O KOLTUKLARDA OTURUYORSUNUZ

Hazırlıksız olunca, enflasyonla mücadelede yelkenler indi. Tek haneli enflasyon sözleri de rafa kalktı. “Türkiye’nin Dinamik optimizasyon problemini çözmeye, Sarayda oturan en büyük kısıttan başlayamayacağını” anlayan, Merkez Bankası Başkanı ilk havlu atan oldu. Enflasyon hedefini yüzde 58’e çekerek, zam zulüm siyasetine yol verdi. 2025 dahil çift haneli enflasyon vadetti. Vitrinin bir diğer ismi, Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de kapalı toplantılarda, “Ekonomide olumlu gelişmeleri 2025’te de değil, ancak 2026’da görebiliriz” dediği dışarıya sızdı. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, dışarıda pazar arayışlarının öneminden dem vuruyor bugünlerde. Yani açıkça, “Pahalılıkta millet bir şey alamaz hale gelecek hazır olun, şirketlere söylüyor bunu. Şirketler hazır olsun, ürettikleri ne varsa dışarı satmaya hazırlansınlar” diyor. Biz de soruyoruz, “Madem bu arşa yükselen fiyatları, azan enflasyonu, milleti perişan eden hayat pahalılığını sadece oturup izleyecektiniz, o zaman o koltuklara neden oturdunuz? Hiçbir şey yapmayacaksanız, neden o koltukları işgal ediyorsunuz?”

SEÇİM DÖNEMİNDE VERDİKLERİ SÖZLERİN ÜSTÜNE YATTILAR

Yalan rüzgarı devam ediyor. Seçim döneminde verdikleri tüm sözlerin üstüne yattılar. “Emekli aylıklarında kademeli artış” dediler. Şimdi oralı bile değiller. Erdoğan, seyyanen diyerek, kök aylık diyerek milyonlarca emekliye yılın ikinci yarısı için yüzde 25 artışı bile vermedi. Yeni Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ekim’de çalışmaya başlayacaklarını söylüyor. Ekim’de çalışmaya başlarlarsa sonuç ne zaman çıkar onu da Allah bilir. Ama şurası belli, Badel Harabül Basra… Basra harap olduktan, emekli hayat pahalılığının altında ezim ezim ezildikten sonra… Esnaf hala kendilerine verilen prim ödeme gün sayısının düşürülmesi sözünün tutulmasını bekliyor. Seçim döneminde en önemli vaatlerinden biri, bizden kopyaladıkları, liyakatin esas olması, mülakatın kaldırılmasıydı. Seçim bitti, şimdi bu sözler unutuldu. Mülakatla, “Hamil-i kart yakınımdır” notlarıyla kamuya alımlar son hızla devam ediyor. Daha iki gün önce Erdoğan 145 makama atama yapıyor. Bütün koltuklar, partisinden aday ya da aday adayı olup seçilemeyenlerle, çocuklarının yöneticisi olduğu vakıfların yönetiminden gelenlerle, saray danışmanlarıyla, eş, dost akrabayla hınca hınç dolduruluyor.

SARAY ÇİFTÇİYİ DUYMUYOR

Dertleri bunların millet değil, dertleri bunların yandaş. Bunlar milleti görmüyor, sesini duymuyorlar. Saray fındık üreticisinin sesini duymuyor. Genel Başkanımız “Fındığın kilosuna en az 4 dolar verin” dedi. Onlar 3 doları bile çok gördüler. Giresun’da hayal kırıklığına uğrayan üretici fındık ocaklarını baltayla doğrayarak isyan ediyor. Ama öbür tarafta yeni Tarım Bakanı fındık fiyatından üreticinin nasıl memnun olduğunu ballandıra ballandıra anlatıyor. Hükümet buğday üreticisinin de sesini duymadı. Genel Başkanımızın prim dahil 13 lira önerdiği buğday için vere vere 9 lira 25 kuruş verdiler. Bu da 1 liralık prim dahil. Ama ofis buğday almıyor. Alsa da ödemeyi aylar sonra yapıyor. Bir liralık teşvik primi ise bir başka bahara kaldı deniyor. Üreticiyi tüccarın kucağına itiyorlar. Trakya’da büyük bir kuraklık yaşanıyor. Çiftçi “bu bir afet” diye bağırıyor, onu da duymuyorlar. Ayçiçek boylanmamış, yumruk kadar baş vermiş. Bu yıl doğru dürüst bir ürün çıkmayacak. Rekolte kaybı çok büyük olacak. Trakya vekilleri olarak bir kanun teklifi verdik. “Bölge afet bölgesi ilan edilmeli, çiftçinin borçları sıfır faizle ertelenmeli, zararları sigortadan karşılanmalı” dedik. Hükümet duymuyor, duymazdan geliyor. Ama Ziraat Odası Başkanı orada kuraklıkla ilgili incelemeler yapmak için.

ENFLASYON %33, MEMURA TEKLİF %14+9

Diğer taraftan, hükümet bugün de önümüzdeki iki yıl için memur ve emeklisine zam teklifini sundu. Hükümet memura ilk 6 ay için yüzde 14, ikinci 6 ay için yüzde 9 teklif etti. Peki daha bundan bir hafta önce Merkez Bankası Başkanı ya da 10 gün önce 2024 enflasyonu yüzde 33 olacak dememiş miydi? Buradan bir kere daha söylüyorum. Bunlarda ne insaf ne de izan kalmış. Enflasyon farkı vereceklermiş. Enflasyon farkı vereceğine hedeflediğin enflasyona göre maaşı ver, aylığı ver.

AÇLIK, YOKLUK EVLATLARIMIZIN GELİŞİMİNİ ETKİLİYOR

Depremzedelerin de sesleri duyulmaz oldu. İnsanlar yakınlarının naaşını bulmak için hala bir umut beklerken, bu hükümet depremzedeleri icra yoluyla yurtlardan çıkartıyor. Sonra da utanmadan sıkılmadan muhalefete laf söylüyorlar. Çalışanların sesini de duymuyorlar. Bu yılda mevsimlik tarım işçilerinin dramı devam ediyor. Oradan oraya, servislerle, kamyonlarla, bazen de traktör kasalarıyla taşınırken emekçiler yaralanıyor, hayatlarını yitiriyorlar. Hükümet hala bunları seyrediyor. Hayat pahalılığı altında ezilen milletin sesini duymuyorlar. Artık memlekette patronlar bile artan gıda enflasyonuna isyan eder hale geldi. Çocuklarımız yeterli beslenemiyor. Fiziksel ve zihinsel gelişimleri olumsuz etkileniyor. Saray yanaşmalarının evlatları semiriyor, bu toprakların evlatları bodur kalıyor. Her 100 çocuktan 15’i  kısa bir metni okuyup anlayamıyor. Yine devletten destek almadan elektrik faturasını ödeyemeyen hane sayısı, 2022 yılında 3 milyon 691 bine ulaşmıştı. Bu yılın ilk yarısında bu 4 milyon 140 bini aştı. İşte bunlar cumhuriyetin İkinci Yüzyılının inşasına hükümetin büyük bir ekonomik soykırımla, milleti yoksulluğa mahkum ederek başladığını ortaya koyuyor.

TÜRKİYE’Yİ KİM YÖNETİYOR

Hükümet sıfırı tüketince, Avrupa’nın sığınmacı gettosu olma projesine hız verdi. Seçimden birkaç gün sonra, Macaristan Başbakanı Orban; “Erdoğan’a sadece iyi şanslar dilemedim, ayrıca çok fazla dua da ettim. Eğer kazanmasaydı bu bir trajedi olurdu. Bir, iki, üç milyon mülteci bu yaz bitmeden Macaristan’ın sınırına gelirdi” demişti. Sadece Macaristan değil, Avrupa’da Erdoğan’la Geri Kabul Anlaşması imzalayan devletler Erdoğan’ın kazanması için dua ettiler. Biz seçimde sadece hükümetle değil, AK Parti kadrolarıyla değil bir de bu ülkelerle mücadele ettik. Genel Başkanımız, geçtiğimiz hafta hepimizin İngiliz basınından öğrendiği bir gelişmeyi gündeme taşıdı. Bu bizim basınımızda yer almadı İngiliz basınının gündeminde yer aldı. Türkiye ile İngiltere arasında, “İnsan kaçakçılığı yapan şebekeleri engelleme ve çökertme” anlaşması yapılıyormuş. Mükemmeliyet Merkezi adı altında “Kaçak göçle mücadele hedefli” bir birimde oluşturuluyormuş ortak. İngiltere’ye yönelik göçmen geçişlerini durdurmak için Göçten Sorumlu İngiliz Bakan’ın ifadesine göre Türkiye’ye hükümete maddi destek de verilecekmiş. Yani İngilizler, sığınmacılar kendi ülkelerine gelmesin diye Türkiye’nin sistemine açıkça müdahale edecekmiş. İngiliz basını ayrıca, AB ile yapılan geri kabul anlaşmasının benzerinin Türkiye- İngiltere arasında yapılmasının da gündeme geleceğini yazmış. Buradan Genel Başkanımızın sorusunu bir kere daha tekrarlayalım: Başka ülkelere, Türkiye’nin iç işleyişine müdahale hakkını nasıl verirsiniz? Gerçekten de “Türkiye’yi kim yönetiyor?”

BAHÇELİ’YE SORULAR

Başka ülkelerden gelenler ülkemize yığılacak ama gençlerimiz artık geleceklerini bu ülkede görmeyecek. Yurt dışına gidebilmek için fırsat kollayacaklar. Yetişmiş insan gücümüz ülkeyi terk ediyor. Bu yılın ilk 6 ayında yurt dışına gitmek için başvuran hekim sayısı 1.400. Son birkaç yılda, başka ülkelere giden akademisyen sayısı 12 bini geçmiş. Yerli ve milli beşeri sermayemizi yitiriyoruz. Sadece Almanya’ya olan iltica başvurusu sayısı son bir yılda yüzde 203 artmış. Suriye ve Afganistan’la birlikte, bu ülkeye en çok iltica talebi yapan üç ülkeden biriyiz. Bu hükümet, başka ülkelerin vatandaşlarına kollarını açtı. Hırlı mı hırsız mı bakmadan sınırdan alıp şehirlere yığdı. Kendi ülkemizin yetişmiş evlatlarını “Giderlerse gitsinler” diye arkalarından tef çalarak başka ülkelere kaçırdı. “Keşke Yunan kazansaydı” diyen fesli meczuptan tarih, “Hatay’ın çoğunluğu Arap” diyen, Hatay’ın Türkiye topraklarına katılmasından rahatsız olan devlet memurundan dini öğrenmeye kalkanlar utanıp sıkılmadan yerlilikten, millilikten bahsediyorlar. Biz buradan Sayın Bahçeli’ye açıkça soruyoruz. Hatay’ın Türk toprağı olmasından siz de rahatsız mısınız? Bu memur hakkında ortağınızla birlikte ne yapmayı düşünüyorsunuz? Buna bir yanıt bekliyoruz.

SOKAKLAR VAHŞİ BATI’YA DÖNDÜ, HÜKÜMET GAZETECİLERİ HAPSE ATMANIN PEŞİNDE

Bu düzen, gözleri olup görmeyenlerin kulakları olup duymayanların dilleri olup hakkı söylemeyenlerin kalbi mühürlülerin düzeni. Ve bu adaletsiz düzenin müellifleri, bu haksızlıklar, bu adaletsizlikler, bu ekonomik yıkım konuşulmasın diye, hukuksuzluğun ve baskının dozunu her geçen gün artırıyorlar. 85 milyon nüfuslu ülkemizde, 4 milyon ruhsatlı, 36 milyon ruhsatsız silah var. Ülkenin her yerinde silahlar patlıyor. Sokaklar vahşi batıya döndü. Limanlar uyuşturucu istasyonu oldu. Ve hükümet bunlarla uğraşacağına, vatandaşına güvenli bir hayat sağlamak için işini yapacağına, Akbelen’de seyyar tuvaletin önüne kalkanlı jandarma barikatı kurmakla meşgul. Ekranları karartmakla, Gazeteci Merdan Yanardağ’ı içeride tutmak için yollar bulmakla Gazeteci Barış Pehlivan’ı hapse atmak için hukuku eğip bükmekle meşgul. Sinan Ateş cinayetinin siyasi yönü üzerine giden savcıları görevden almakla meşgul, değiştirmekle meşgul.

BURSA GENÇLİK KOLLARI BAŞKANIMIZI LİNCE KALKANLAR, HADDİNİZİ BİLİN

İstanbul’da kaymakamlık, örgütümüzün Muazzam sergilerini durdurmaya çalışmakla, Bursa’da valilik, Nilüfer Belediyemizin müzik festivalinde kimin ne yiyip içeceğine, kimin nerede kalacağına karışmakla meşgul. Tabi bu yapılınca belediyemizde bu müdahaleleri kabul etmiyor. Bursa İl Gençlik Kolları Başkanımız da; “Biz gençler olarak birbirimizin yaşam biçimine ve dünya görüşüne saygılıyız. Maalesef makam sahibi bazı büyüklerimizin bu konuda çok büyük problemleri var” diyor. Vay sen misin bunu diyen! Yandaş medya İl Başkanımız Elif Nur Yamak’ı, başörtüsü üzerinden linç etmeye kalkıyor. Bence bir genç hakkında bunları yazanlar, burunlarına çok pudra şekeri çekmişler. Kendinize gelin, haddinizi bilin.

YAŞADIKLARIMIZ, SAĞLAM DURMAZSAK YAŞAYACAKLARIMIZIN FRAGMANI

Haksız, hukuksuz, adaletsiz bir seçim geçirdik. Bir tek devletin tüm gücünü pervasızca kullanan, sahte videolarla, sahtekarlık yapan, yalan söyleyen bir kadroya karşı değil, Erdoğan hükümetinin sürmesinden medet uman diğer devletlere karşı da mücadele verdik. Genel seçimden önce tüm tuşlara basıldı. Yerel seçimlerden önce de artık elde kalan ne varsa sonuna kadar kullanılacak. Mayıs seçiminden sonra yaşadıklarımız, yerel seçimlerde sağlam durmazsak yaşayacaklarımızın sadece fragmanıdır.

MÜCADELEYİ 4 KOLDAN SÜRDÜRÜYORUZ

Biz bir yandan bu hükümetin yanlışlarıyla mücadeleyi sürdürüyoruz. Gençlerimiz döviz garantili ballı projelere karşı sahada, kadın kollarımız “Pazar Yeri Yangın Yeri” projesiyle, çarşıda pazarda vatandaşlarımızın yanında. Örgütlerimiz sahada. İstanbul örgütümüz, tüm engelleme çabalarına karşı MuazZam sergisiyle mahalle mahalle vatandaşlarla buluşuyor. Biz, “Bunca sorun ortada dururken millet iradesinin tecelligahı Meclis kapalı kalamaz” dedik. Hayat pahalılığına karşı çözümleri konuşup hayata geçirmek, Akbelen’deki orman kıyımını durdurmak için Meclis’i iki defa olağanüstü toplantıya çağırdık. Anayasa’ya aykırı olarak iki defa salınan MTV’nin iptali için de Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Meclis kapalı diye biz boş durmuyoruz. Muhalefetteyiz diye iktidarla mücadeleden vazgeçmiyoruz. İllerimizde esnafımızla, çiftçimizle, emekçimiz-emeklimizle, vatandaşlarımızla birlikteyiz.

PARTİMİZİN YENİLENME SÜRECİ İLERLİYOR

Bütün bu çalışmaların yanında, Partimizin yenilenme süreci de ilerliyor. İlçe Kongrelerimizi hızla tamamlıyoruz. İl kongrelerimizin ardından da kurultayımızı yapacağız. Kurultayımızı yapacak ve yenilenmenin heyecanıyla, yeni kadrolarla bugün başarıyla yönettiğimiz kentlerimize yerel seçimde yenilerini ekleyeceğiz. Sahada olacağız. Sokak sokak vatandaşlarımızla bir arada olacağız. En ücra köye kadar gideceğiz. Gidiyoruz gideceğiz. Çalınmadık kapı bırakmayacağız. Sosyal demokrat belediyecilikle milletimize nasıl hizmetler götürdüğümüzü ve bundan sonra da hangi projelerle hemşerilerimizin yanında olacağımızı anlatacağız. Milletimizi yaklaşan felaketin ortasında yalnız bırakmayacağız. 25 milyon oyu, 30 milyona, 35 milyona çıkartacağız. Mayıs Genel Seçimleri ile başlayan seçim süreci, yerel yönetim seçimleriyle bitecek. Milletimiz mayıs seçimlerinde ilk vizeyi verdi son icazeti ise bu seçimle verecek. İlk seçimin sonucunu ve faturasını hep birlikte yaşayarak gördük. Yerel seçimden sonra milletimizin daha beterini yaşamaması için var gücümüzle sahada olacağız. Mahalli idare seçimlerinde tarih yazacağız. Bu gidişe dur diyeceğiz.

SORULARI YANITLADI

Soru- CHP’nin geçen seçim sürecinde Türkiye İşçi Partisine 30 milyon verdiğine dair bir iddia var. Onunla ilgili…

Faik ÖZTRAK- Bu konuyla ilgili olarak herhalde ilgili parti açıklamayı yaptı. Ayrıca da dava açacağını söyledi. Bu nedenle bu konuda söyleyecek… Tamamen gerçek dışı. Bu konuda bunun dışında söyleyeceğimiz hiçbir şey yok.

Soru- MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İYİ Partiye ittifak davetinde bulundu. İYİ Parti ise daveti geri çevirdi. Siz bu gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yerel seçimde yeni ittifaklar olabilir mi?

Faik ÖZTRAK- Bizim dışımızdaki iki parti arasındaki diyalogla ilgili konuşmak bize düşmez. Yerel seçimde ittifak konusuna gelince, bu konuyu kamuoyu önünde tartışmak için daha vakit olduğunu düşünüyoruz.

spot_img
Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.