Felaketleri Fırsatlara Çevirenler Ülkesi
Dağlarımızda esen rüzgarları, rüzgar enerjisine çevirme fırsatını değerlendirmiyoruz. Akan sularımızı elektrik enerjisine çevirme fırsatlarını da değerlendiremiyoruz. Yeraltı madenlerimizi bir fırsata çeviremiyoruz. Verimli topraklarımızı bir üretim fırsatı olarak göremiyoruz. Kırlarda, bayırlardaki eşi benzeri olmayan çiçeklerimizi hatta böceklerimizi de bir fırsata çeviremiyoruz. Vadilerimizi, kanyonlarımızı, tarihi kültürümüzü de turizme kazandırma fırsatını hep teptik. Genç işçi gücümüzü kullanamadık. Konjonktürel coğrafyamızı hiç bir zaman bir fırsat olarak bilemedik. Şu sayfayı doldurabilecek kadar maddelerle sıralayabileceğim birçok şeyi fırsatlara dönüştüremedik.
Felaketleri ise fırsatlara çevirmede üzerimize yok.
Deprem bölgelerinde hırsızlık yapmadık mı? Selin taşıdığı odunları yakacak yapmak için toplamadık mı? Yanan ormanların boşalan yerlerine oteller, bilmem neler yerleştirmedik mi?
Trafik kazalarının ardından, kaybettiğimiz canlar üzerinden tazminata sinek gibi konmadık mı? Yangınlardan mal kaçırmadık mı? Dara düşmüş bir ticaret erbabının elindekini avucundakini icraya düşürüp, yok pahasına kapmadık mı? Eşinden boşanmış veyahut da eşini kaybetmiş bir kadını, çaresiz olduğu anlarında sıkıştırmadık mı?
Diğer sayfayı da bu fırsat(!) örnekleriyle doldurabilirim.
Daha iki gün önce arabası yolda bozulan bir kardeşim, sözde yardım eden üç kişiye ön koltukta bıraktığı telefonunu çaldırdı.
Başka bir örnek vereyim; son yıllardaki iktidarlar bir karmaşanın ve kaosun ardından oluşmadı mı?
Ülkemizde durum maalesef bu.
Ve ne acıdır ki neredeyse her sabah şehit haberlerine uyandığımız ülkemizde, bu derin acımız bile fırsatlara çevrilmeye çalışılır. Ocaklara ateş düşmüştür, anaların yürekleri dağlanmış, eşlerin içleri yanmıştır. Babaların gözlerine yaşlar yürümüş, minik çocuklar bir bilinmezliğe susmuşlardır. Sevgililerin hayalleri yıkılmış, toprağa düşen gencecik fidanların gelecekleri yok edilmiştir.
Buralarda bu ateşler yanarken, birkaç grup da ateşin etrafında tamtam sesleriyle, yamyam dansı etmektedirler. Bu yamyamlar, işte o felaketlerden fırsatlar doğurmaya çalışan siyaset manyaklarıdırlar.
Şehitler, gaziler, analar, babalar, eşler, çocuklar, ülkenin heba olan değerleri bunların umurunda değildir. Bunlar, bu tür felaketlerin ardından hemen alırlar ellerine kör bıçaklarını, başlarlar sağa sola savurmaya. Amaçları buradan siyasi rant elde etmektir.
Bir taraf der ‘‘Sizin yüzünüzden oldu, siz bu işi yapamıyorsunuz, inin ordan lan puştlar!’’, diğer taraf onlara yönelir ”Hassktirin lan, siz bize muhalefet yaptığınız için bu işler başımıza geliyor!’’
Yarın ya da öbür gün sıranın kendilerine gelme olasılığı yüksek olan, her an o ateşle yüz yüze olma ihtimali olan halk ise ateşin nasıl söneceğinden yana tavır almaz da gider o iki tarafın yanında taraf olur. Kendilerini korumak yerine, kendi geleceklerini, kendi çocuklarını garantiye almak yerine mabed haline getirdikleri partilerini, din haline getirdikleri ideolojilerini, ilah haline getirdikleri liderlerini korumanın refleksiyle hareket ederler.
Bu kadar net söylüyorum ki, birçok edepsiz de şehit cenazelerini boy göstermek, etiket ve reklam yapmak için bir fırsat görürler.
Üzgünüm, çok üzgünüm, yine gördüm ki Beşiktaş-Bursaspor maçının ardından patlatılan bombayla şehit olan, çevik kuvvetin yakışıklı, civa gibi gençleri yalnız gidiyorlar Peygamber katına. Zira etrafındaki kalabalıklar yine tamtam çalıp, yamyam dansı ediyorlar.