Ah!

Yayınlama: 08.06.2017
A+
A-

Ne güzel günlerim oldu ya, o kadar güzeldiler ki satır satır anlatmak istesem de anlatmaya yettirecek kadar kelime öğrenemedim şu hayatta. Taa çocukluğumdan başlamam gerekecek, belki içimden yeniden çocuk olmak geçecek anlatırken.
Yine de hoş geldin aslında yaz mevsimi olman gerekirken baharı yaşatan yurdum iklimi. Hayatımın özeti gibisin; asla olması gerektiği gibi değil ama olduğu halde çilesiyle de güzel.
Ah ne güzel günlerim olduğundan bahsettim; sanki hiç kötü günüm olmamış gibi. Ne de zor günler, ne acılı sancılar yaşadım oysa. Ve bunları yaşarken öğrendiğim tek şey bu sancıların asla bitmeyeceği ama güzel günlerin de eksilmeyeceğiydi.
Babamın düne göre her bugün beyazlayan sakalına, annemin yarından sadece biraz daha az çizgileşen ellerine baktım. Üstelik bunu, onlar bir çay bardağını tutarken yaptım.
Her geçen yıl yemekleri daha az tuzlu yememiz bile zamanın bana her geçen gün artı bir eklediği bir skor tablosuna bakmakla yükümlü olduğumun kanıtıydı.
Ama işte ah o bahsettiğim “Ne güzel günlerim oldu”lar… Her anını gelecekte yeniden hatırlayabilmek için fotoğraflamak istediğim ve aynı zamanda o an “Ah ne güzel an” diye içimden geçirerek yaşanışına bırakmak istediğim ve bu iki istek arasından hangisini tercih edersem edeyim diğerini seçmediğim için bir gün derin bir hüznün bir yerlerime saplanacağını bilerek yaşadığım o “Ah ne güzel günler”li hayatım… Ah, o hayatım. “Ah!” dediğim de en az Didem’in Ahlar Ağacı’nın meyveleri kadar “Ah”…
Bu sabah ne kadar güçlü hissediyorsam kendimi, bu gece o kadar güçsüz ya da tam tersi… “Ah” ne güzel nidaymış; “Ne güzel günlerim oldu”nun da “Ne de zor günler, ne acılı sancılar yaşadım oysa”nın da iki dudak arasından eş anlamlı çıkan sesi…
Ah be, ah! Ne güzel “Ah” demiş en sevdiklerim kaybedişlerine.
Çekirdeğin içinde yüksek tansiyonlar tuzsuz yemeklere dönüştükçe, kabuktaki ah edişler iç çekişlere dönüşür hep. Kinle söylenen “Ah”lar özlemle söylenenlere, özlemle söylenenler ise romatizma sancılarına dönüşür.
Gün geçer, ay, yıl geçer, aslında yaz mevsimi olması gerekirken baharı yaşatan yurdum iklimi gerçekten yazı yaşatıverir birden. Her şey unutulur, her şey hatırlanır; geriye bir “Ah!” kalır.
Ama ne ah!
Ah be, ah!