Sokaklar Bizim-di
Mavi önlüğü ilk giydiğim günü hatırlıyorum. Okula gideceğim diye aşırı bir heyecanım olmamıştı. İlk günden sonra annemle falan gitmemi gerektirecek kadar da mesele bir yer değildi. Aşıdan falan da kaçmadım. En büyük değişiklik saçlarımda oldu. Taramaya falan başladım. Sabah ıslatır, yana yapıştırır, tarak izlerinden emin olduğumda evden çıkardım. Baba çalışıyor, anne çalışıyor… Hatırlamam ki bir gün kahvaltı edip çıkayım. Tek başıma gidip geldim okula. Yaş 7. Kantine zar zor yetişirdim. Paranın hesabını yapmayı da çoktan öğrenmiştim. Birkaç sene sonra bayramda topladığım paralarla gidip kendime pazardan ayakkabı almıştım. Yine tek başıma. Bir ağacın altına 11-12 yaşımızda çadır kurmaya çalışmış ve hatta gece orada kalabilmek için ailelerimizden izin istemiştik. Tasolar biriktirip, ticareti başlattık mahallede. Yine yaşlar aynı… Kavga ettik. Mahalle bastık. Dayak yedik. Üç güne geçti yaralarımız. Daha uzak mahallelerde güzel köpekler vardı, gidip onları çaldık. Düşünün, şimdilerde sahiplendirilmeye çalışılan köpekleri biz o zaman gidip çalıyorduk. Ve bunları Eren Bozkurt değil, mahallenin bütün çocukları yapabiliyordu. Şimdi 3 yaşında telefon kullanabiliyor diye övündüğünüzü herhangi bir çocuğu 7 yaşında sokağa bırakın ve neler yapamadığını izleyin. Sonra aynı çocuğa neler yaptığınızı oturup düşünün.
Şimdi ilk paragrafı okuyanlar “Nerede o eski sokaklar? Şimdi nasıl bırakacaksın çocuğu arsızı var hırsızı var…” diyecek. Desin. O sokaklar o hale gelirken siz neredeydiniz dostlar? Benim doğmamış çocuğumun elinden o temiz sokakları alanlar neredeydiniz? Hepiniz oradaydınız!