Trakya'nın Çiçeği Burnunda Yazarı Haluk Ecevit

Yayınlama: 20.07.2016
A+
A-

                                                                                                                                                                                                                     Çok beğenilen ilk kitabı Maşatlığa Kırlayan Kızan’dan sonra, ikinci kitabı Canım Kardeşim’i de okuyucuyla buluşturan Haluk Ecevit, hikayesini, kitaplarını, planlarını ve Trakya’yı anlattı.
halukecevit Haluk Ecevit kimdir?
Haluk Ecevit. Yanıkağıl köyünde doğmuş bir köy çocuğu. Dedemin dedesi 1877 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Bulgaristan’ın Tırnova ilçesinden göçmüş. Köyden kız alıp köye yerleştiği için ona damat demişler ve bizim sülale de Damat olarak anılıyor.
Yazmaya nasıl başladınız?
Biz sülale olarak garip huyları olan, farklı bir espri anlayışına sahip insanlarız. Benim bunu erken keşfedebilmiş olmam benim kârıma oldu ve bunu olumlu yönde kullanabildim. Aslında o mizahi anlayış hemen hepimizde vardı; ancak onlar kendilerini ifade edebilecek bir mecra bulamadılar. En şanslısı amcam olmuş. O da müzikle ilgilenerek köyün ilk orkestrasını kurmuş. Benim yaptığım edebiyatın büyük bir kısmını genlerimden aldığım özellikler oluşturuyor, geri kalanıysa hayatın beni ittiği şartlar. Normal insanların başına gelmeyen şeyler benim başıma geldiği için, bunları doğru yere aktarmam gerektiğini düşündüm ve bunu edebiyatla ifade edebildim. Sait Faik’in dediği gibi, “Yazmasam deli olacaktım.” ben de yazdım.
İlk kitabın bu kadar çok beğenilmesini neye bağlıyorsunuz?
Bunun en büyük sebebi daha önce böyle bir şeyin yapılmamış olması. İlk olan her şey ilgi uyandırır. Daha önce kimse Trakya’yı, Trakyalı’yı anlatmadı. Aslında Trakya insanının bir temsil sorunu var. Bu sanat için de siyaset için de geçerli. Oy verirken bile babadan gelen alışkanlıklarla oy veriyor genelde Trakya insanı. İşin özü, bu temsil edilememe durumundan dolayı halk da böyle bir şeye aç bence. Yazdığım kitapta, öncelikle belirteyim etnik ayrımcılık yapmıyorum bu cümleyi kurarken, acılı Anadolu’nun karşısına acılı ama eğlenceli Trakya’yı çıkarmış oldum. İnsanlar da kendilerini temsil eden birini bulduğu zaman sahiplendi. İkinci sebebi ise içinde yerel ağız olması. İnsanlar bunu samimi buldu. Ve ben kitaplarımda her zaman aşırı betimlemeden kaçındım, her şeyi olduğu gibi anlattım. Bu da insanların kitabı özümsemesini sağladı.
Yazdıklarınızı bir türle özdeşleştiriyor musunuz?
Ben yazmaya “edebiyatçı” olmak için başlamadım. Anlatacaklarım vardı, yazdım. Herhangi bir akımı ya da türü temsil etmek gibi bir amacım yok. Ki zaten bunu kabul etmiyorum. Edebiyatçılar isterlerse beni aralarına almasın; ama ben bu işi bu şekilde yapacağım. Tarihe de belki bu şekilde geçeceğim ya da  belki de hiç geçemeyeceğim. Yazdıklarımı herhangi bir türün veya üslubun kalıplarıya sınırlandırmak istemiyorum. Amaçladığım tek şey; okur benim yazdıklarımı okuduğunda onun içine girebilsin. Eğer okurun kabine, kafasına ufak bir çizik atabiliyorsam ben kendimi başarılı sayarım.
Yazarlıktan önceki Haluk Ecevit’le sonraki Haluk Ecevit arasında nasıl farklar var?
Genel olarak hayatımda ve yaşam tarzımda bir değişiklik yok. Elbette, hiç tanımadığım birinin, herhangi bir yerde koluma dokunup “Ben sizi tanıyorum, kitaplarınızı okudum.” demesi çok hoş. Ama beni asıl doyuran, insanların kitaplarımı okuyup beni, olumlu ya da olumsuz, bana faydalı olacak şekilde eleştirmeleri. Bunlar beni mutlu eden şeyler. Zaten beni herkes tanısın, herkes sevsin diye bir amacım yok. Ama yıllar sonra birileri, böyle bir adam varmış şöyle bir kitap yazmış, derse bu benim için başarıdır.
Sizi derinden etkileyen bir eleştiri oldu mu?
Kitabımı, Yazar Mahir Ünsal Eriş’e yolladım. Okuduktan sonra, “Keşke yaşananları bütün gerçekliğiyle ve gerçek kişilerle anlatmasaydın. Malzemen bittiğinde bu seni zora sokacak. Bir gün kurgu yaptığında kurguladığın kişilerle gerçek kişiler birbirine karışacak; bu da seni olmusuz etkileyecek. Gerçek kişiler kullanmasaydın, kurgu yapmaya başladığında zorlanmazdın.” dedi. Kesinlikle dikkate aldığım ve beni en çok etkileyen eleştiri bu oldu. Ama bu tabii ki profesyonel bir eleştiriydi. Benim kitaplarımı, hayatı boyunca gazeteden başka bir şey okumamış insanlar da okuyor. Ya da sadece beni tanıdığı için, “Bakalım Haluk ne anlatmış?” diyerek okuyanlar da var. Onların tepkileri genelde “Sen bunları anlatmasaydın kaybolup gidecekelerdi.” şeklinde oldu çoğunlukla. Aslında yazarken, insanların ailelerindeki insanların hikayelerini anlattığım için bana kızarlar mı, diye de düşündüm. Demek ki onlara o samimiyeti verebilmişim ki, bu konuda da herhangi bir problem yaşamadık.
Olumsuz eleştiri olaraksa, bir yazar abimiz “Senin yazdıkların hiçbir türe girmiyor.” demişti. Aslında olumsuz eleştiri de insanları olumlu yönde etkiler, kendini gözden geçirmesini sağlar. Ama bu eleştirisi beni üzdü; çünkü ben böyle bir kalıba girmeyeceğimi, böyle bir otoriteye boyun eğmeyeceğimi ona da söylemiştim. Aslında benim dönemimin yazarlarının çoğu da bu klişeyi yıkıyor. Elinize aldığınız birçok kitapta kitabın türü yazmıyor artık. Barış Bıçakçı da buna dahil. Sizi okuyan zaten sizi takip eder, ne yazdığınızı bilir.
İkinci kitabı yazmaya nasıl karar verdiniz?
İlk kitap çıktıktan sonra, insanlardan geri dönüşler almaya başlayana kadar, kafamda ikinci kitabı yazmak yoktu. Birinci kitap bir çıksın, bakarız, diye düşünüyordum. Bunu düşünüyorsam beğenilme kaygısı güdüyorum ve edebiyat yaşamım buna bağlı gibi oldu. Aslında evet, öyle de oldu. Ben sırf kendimi tatmin etmek için zaman ayırıp, masraf yapıp üç yüz tane kitap bastırıp arkadaşlarıma dağıtamam. Eğer bu işi yapıyorsam hakkıyla yaparım. Hakkı da şudur. Edebiyata, Trakya’ya ilgisi olan sizi okur. Siz de yolunuza o çerçevede devam edersiniz.
Türkiye, Trakya’nın eğlenceli yönlerini biliyor, siz acılarını da anlattınız. Peki sizce neden daha önce anlatılmadı bu acılar?
Sebebini tam anlamıyla bulamadığım bir şekilde, insanlar sadece acıya değil, geçmişte yaşanan her şeye sünger çekmeyi tercih etmişler. Bu belki tarihsel bir alışkanlıktır. Belki bizimkilerin Balkanlar’dan göçüşleri sırasında içinde bulundukları sosyal şartların sonucudur. Önceki nesillerin sanata ve diğer şeylere ayıracak pek vakti olmamış. Okuduğum bir yazıda şöyle bir cümleye rastladım: “Rumelililer asla doğdukları topraklara dönemeyecekler; çünkü onları oraya götürecek bir edebiyatları yok.”. İşte tam da bu yüzden yazmaya başladım. Ben en yakın, dedemin tarihine tanıklık ettim. Dedemin babasının kim olduğu dedem kadar net değil. Maşatlığa Kırlayan Kızan’ın İşgal bölümünde, dedemin hanesine girilip kendisi öldüresiye dövüldükten sonra bütün paralarının ve altınlarının alındığını yazmıştım. Bu, bize, tarihsel bir bilinci aşılamak amacıyla değil, öylesine, önemsiz bir hikayeymiş gibi, biraz da masalsı bir şekilde aktarıldı. Ben biraz da, toplumumuzun genellikle savaşmak zorunda kalmasına bağlıyorum.  Belki de millet olarak, sadece kahramanlık hikayelerimizi anlatmayı seviyoruz. Galiba mağdur yanımızı anlatmak gururumuza dokunuyor.
Şunu da eklemek istiyorum. Gerçekten samimi ve dürüst insanları tenzih ederek söylüyorum, maalesef Trakya insanının haset bir tarafı da var. Sizin tarla daha büyük, bizimki daha küçükten tutun da; sizin çocuk bu okulu kazandı, bizimki şu okulu kazandıya kadar gidiyor. Ben bunu kitap yazdıktan sonra birebir yaşadım. Başlarda beni destekleyen insanların, ilerleyen zamanlarda, ismim duyulmaya başladıkça benden desteklerini çektiğini gördüm. Tabii ki Trakya insanının da sadece iyi tarafları yok, bunu söylemeseydim objektif olmamış olurdum.
Üçüncü kitabı yazmayı düşünüyor musunuz?
Evet, düşünüyorum; ama bu süre, ilk iki kitap arasındaki süreden daha uzun olacak gibi duruyor. İlk iki kitap çıktığında, kafa olarak çok müsaittim yazmaya. Şimdi hayatımda bazı gelişmeler oldu. Aynı zamanda mesleğimde de ilerlemek istediğim için bir kariyer planı yaptım kendime. Bir işte çalışmaya başladım. Tabii ki edebiyatla birlikte devam edeceğim; ama değişen koşullardan dolayı, üçüncü kitap, ikinci kadar çabuk çıkmayabilir. Bir de üçüncü kitap için bir yol ayrımındayım. Yine parça öyküler mi olsun yoksa tek parça bir romana mı yönelmeliyim, bunu tartıyorum. Yaz mevsimini sadece okuyarak geçiriyorum; ama sonbahara doğru yazmaya başlamış olurum. Özetle; üçüncü kitap mutlaka çıkacak; ama galiba biraz demlenmesi gerek.
Kitaplarınızda hep gerçek hikayeleri anlattınız. Kurgu yapmaya başladığınızda, Mahir Ünsal Eriş’in söylediği gibi, zorlanacağınızı düşünüyor musunuz, yoksa hayal gücünüze güveniyor musunuz?
Zorlanacağımı düşünmüyorum. Aslında insanlar bana “Neden kurgu yapmıyorsun?” diye sorduğunda, ben de kendime “Acaba yapamıyor muyum?” diye sordum. Bundan da kaçmıyorum. Belki de yapamıyorumdur. Bunu henüz denemedim. Bir gün kurgu yapmaya karar verdiğimde anlayacağım. Ama şu anda çok malzemem olduğu için, kurguya ihtiyaç duymuyorum. Aldığım olumlu cümlelerden biri de gözlem gücümün, etrafımdaki olayları çekmeye çok müsait olduğudur. Aslında, etrafınızda yaşam sürdükçe, anlatacak hikayeniz vardır. Yaşanmışlıkları insanların özelidir. Onlar izin verdiği sürece, ben onların hikayelerini anlatmaya devam edeceğim.
Kitapların arkasına sözlük eklemenizin sebebi nedir?
Bu ağız zaman içerisinde değişime uğrasa da kelimelerin anlamları değişmedi. Kitapların arkasına sözlük eklememin birden fazla sebebi var. Bunu, Trakya kültürünü bilmeyenlerin de kitabı okurken zorlanmaması için yaptığım düşünüldü genellikle. Tabii ki bu da bir sebep. Aslında sadece diğer kültürlerde yetişmiş insanların değil, bu kültürde yetişen insanların da bilmediği kelimeler var. Onların da öğrenmesini istedim. Ama en önemli sebebi şu: Nesil değiştikçe, gençler köylerden ayrıldıkça, yerel ağız yok olmaya başlıyor. Söz uçar, yazı kalır. Ben de bu öz kültürümüze ait dilin bilinmesine, unutulmamasına ya da yıllar sonra tekrar hatırlanmasına yardımcı olmak istedim.
Kitaplarınızın kapak tasarımlarını kim yapıyor?
Bu soru çok soruldu. Kitapların kapak tasarımlarını kimse yapmıyor. Kapaklardaki görseller, eskiden çekilmiş gerçek fotoğraflar. Bunu bilerek ve severek tercih ediyorum. Bundan sonraki kitaplarda da gerçek fotoğraflar kullanacağım. Belki de bu benim imzam olacak.
Haluk Ecevit bir Trakya yazarı mıdır?
İlk kitaptan sonra, kitabın kapağı, içeriği, kitabın arkasındaki sözlük, insanlarda “Bu bir Trakya kitabıdır, Haluk Ecevit Trakya yazarıdır.” algısı oluşturdu. Bu imaj benim üzerime yapışmak üzere. Belki de yapıştı. Ben bunu bilerek, bu algıyı biraz olsun kırmak adına, ikinci kitapta daha şahsi hikayelerimi anlatmaya çalıştım. Ama sanırım bu durum insanlarda bir nevi hayal kırıklığı yarattı. Ben bu durum için şu örneği vermek istiyorum. Nasıl ki bir oyuncunun birbirinden farklı bir çok rol oynaması gerekiyorsa bir yazarın da farklı şeyler anlatması gerekir. Ben Trakya kültürünü anlatmaktan vazgeçmeyeceğim; ama Haluk Ecevit’in tek özelliği Trakya kültüründe yetişmiş olması değil. Anlatacak birbirinden farklı çok şeyim var. Başında da söylediğim gibi, herhangi bir tür takıntım olmadığı için, ortaya neler çıkacak ben de bilemiyorum.
Son olarak, okuyucuya söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Son olarak şunu eklemek istiyorum, kitabı gerçekten okumak isteyip kitaplara ulaşmakta sıkıntı yaşayan insanlar oluyor. Benimle irtibat kurarlarsa ben bir şekilde kitabı onlara ulaştırıyorum. Kitapları kendi elimle götürdüğüm de oldu. Okumak isteyen herkese, gücüm yettiğince, kitapları ulaştıracağım.
     Röportaj: Ekin Avcı

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.