Bencil İnsanı Anlama Kılavuzu

Yayınlama: 10.09.2020
A+
A-

Hayattaki en büyük sınavım bencil ve patavatsız insanları anlamak üzerine olmuştur. Kendi kafamda onların düşünce ve davranış biçimlerini analiz etmek üzerine büyük uğraşlar verdiğimi de söyleyebilirim. Bir insanın kendini sevmesi, çok sevmesi ne güzel şeydir de oradan işler çirkinleşerek bencilliğe nasıl gelir, hiç düşündünüz mü?
Bencil insan çok arkasından vurulmuştur, sevdikleri ona ihanet etmiştir demeyeceğim bugün size. Çünkü bencillik, sonradan sahip olunabilen bir özellik değil bana kalırsa. Hani “Çok ihanete uğradım, artık ben de sadece ve sadece kendimi düşüneceğim.” demeler vardır ya, onlar da değil. Bunu diyen insanlar, sadece kendilerini düşünüyor gibi hareket etseler bile, arka planda asla susmayan vicdanları onlara rahat vermeyecektir. Bu noktada da onların bencillikleri birer saman alevi olmanın ötesine geçemeyecektir.
Gerçek bencil insan ise; bencilliği içselleştirdiği için yaptıklarını asla sorgulamaz. Kendisi için ne iyiyse onu yapmalıdır. Sadece kendi refahı mevzu bahis olabilir. Diğer insanlar birer rakiptir, yanında olsalar bile geçicidir ve zaten onlara ihtiyacı da yoktur. Her zaman, kendisine anlatılan her olayda, kendisinden istenilen her yardımda bir çıkar analizi yapmaya başlar kafasının derinlerinde. İşte oralarda dolaşan kocaman ve yalnız bir soru vardır: “Benim bu işten çıkarım ne?”
Bencil insanı anlamak istiyorsanız; şunu bilmelisiniz. Onun kafasının arka planında her zaman bu soru döner. Arkadaşlıklarında, ilişkisinde, ailesinde, işinde… Hatta size bir gülümseyişinde bile bu soru döner. Zekidir, bunun farkındadır ama kendisini sizden üstün görmek gibi bir huyu da vardır ve aslında çoğu zaman bu sayede tanırsınız onu. Sizin yanınızda da olabilir, size destek oluyormuş gibi de görünebilir ama bunların hiçbirini içinden geldiği için yapmaz. “Benim bu işten çıkarım ne?” sorusunun cevabı siz olduğunuz ya da en azından cevaba giden yol sizden geçtiği için yapar.
Ona göre duygusallık gereksizdir ve sadece zaman zaman insanları kendine çekmek için kullanabileceği bir silahtır. Kendi benliğinde buna ihtiyaç duymaz. Duygusallığın kendisini yoldan çıkardığını ya da yavaşlattığını düşünür. Empati duygusundan zaten bahsetmiyorum bile… Şöyle söyleyeyim; bir yakınınız ağır hastayken ve sizin de aklınız ondayken sizi zorla ve gereksiz yere çalıştıran işveren bencildir. Ya da yine aynı durumda, siz hayattan kendinizi soyutlamışken sizden alelade bir konuda yardım talep eden arkadaşınız bencildir. İlişkiniz için herhangi bir fedakarlık yapmaktan kaçınan sevgiliniz ya da eşiniz bencildir. Bencil insanların hayatında bir önem sıralaması yoktur. Sağlık denilince tüm akan suları durdurmazlar mesela. Kendileri her daim her ve koşul altında daha önemlidir.
Daha biraz geriye gidersek; aslında ben bencilliğin bilinçli ya da bilinçsiz olarak ailede öğretildiğini düşünüyorum. Arkadaşlarının sorunlarını içselleştirip üzülen çocuğa; sürekli “Aman kızım bizi ilgilendirmez, sıkma canını.” denirse, ya da çocuklar arası küçük tartışmalarda haksız olan çocuğa haksız demek yerine “Benim oğlum hep haklıdır.” mantığı ile yaklaşılırsa; çocuk ne düşünerek büyür? Ben söyleyeyim: İlk olarak tek değerli varlığın kendisi olduğunu, ikinci olarak hep haklı olduğunu düşünür. Peki bu iki düşünce sistemi onu sürekli kendini düşünen bir birey olma yolunda şekillendirmez mi?
Bencil bir insan sadece size karşı bencil değildir. Kafa yapısının farkına varıp düzeltme kararı alana değin, herkese karşı bencildir ama bazen belli etmiyordur. Kafasının içinde her daim o soru dönüyordur ama siz döndüğünü bilmiyorsunuzdur. Sonra bir gün farkına varırsınız. İşte o zaman belki Cemal Süreya’ya sığınırsınız:
“Dalından kopan yaprakların
Sararan yanlarına yazdım adını
Sahte bir gülüşten ibarettin oysa.
Ve hiç bilmedin ellerimin soğuğunu.
Eylül’dü.
Di’li geçmiş bir zamandı yaşadığımız
Adımlarımızın kısalığı bundandı
Bundandı gözlerimin durgunluğu.
Sarı sıcak cümlelerde sözün kadar yalan,
Ellerin kadar ıssız,
Sen kadar zamansız molalar veriyordum
Ve çocuksu bir bencillikti hüznümüz.
Eylül’dü.
İzlerini çizdiği zaman ansızın gidişin,
Şimdi yoktu bi anlamı suskunluğun.
Çırılçıplak kalakaldım sessizliğinin orta yerinde.
Sonra sesime yankı vermeyen uçurumlar kıyısında yürüdüm bir zaman
En çok sesini aradım.
Gözlerinse asılı bıraktığın yerdeydiler hâlâ.
Gözlerini sildi zaman..
Dedim ya… Eylül’dü.
Savruluşu bundandı kimsesizliğimizin.”
 
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.