İnsanlığın Renkli Katili: REKLAM

Yayınlama: 04.10.2016
A+
A-

Hakkında sayısal verilerle konuşabileceğim nadir konulardan biridir reklam. Matematiğe kafam bassa da insanlara sayılarla konuşmayı çok sevmem. Hele ki onları ikna etmeyeceksem sayıların gereksizliğiyle ilgili tonlarca cümle kurabilirim. Sayısal verilerim olsa da haznemde reklamı size Hüsnü Amca’ya anlatır gibi anlatacağım.
Reklam en iyi de kendi reklamını yapıyor aslında. Reklam ajansında çalıştığım dönemde herkesin benim yazdığım senaryoyu izleyeceği fikriyle kendimi mutlu hissediyordum. Mesaiye kalıyoruz, biralar pizzalar havada uçuşuyor. Beğenmiyoruz, çöpe atıyoruz. Yenisini düşünüyoruz. O sırada dışarıda konserler, kızlar, partiler kaçıyor… Kendini sahte bir dünyanın içinde gerçekten var gibi hissediyorsun. Hepsi ilüzyon.
Sokağa adımınızı attığınız anda (Adımınızı da atmanıza gerek yok. Bu satırların bile sağında solunda denk geleceksiniz) çokça reklama maruz kalıyorsunuz. Falanca daire filanca fiyata, kapınız havuza açılsın, bilmem kaç ay sıfır faizle konfor… Alamayacak olsanız da kafanızda bir yer ediyor. İnsan beyni garip bir şey. Daha sonra kullanmak üzere gördüğünü atıyor. Beyin bedava. Sonra bir aile sohbeti sırasında cümle içinde kullanıyorsunuz o dairenin fiyatını. Sonra başkası daha pahalısını söylüyor derken siz ikna oluyorsunuz aslında 3 kuruşluk şeyin 7 kuruşa satılıyor olma fikrine. Sonra daha çok çalışıyorsunuz çalıştıkça çalışıp günde yarım saat kullanacağınız arabayı almak için fazladan günde 2 saat ayakta kalıyorsunuz. Günün çok az kısmını ki onun da büyük bir kısmını uyuyarak geçireceğiniz ev için her gün daha fazla 2 saatinizi veriyorsunuz.
Dışarı çıkıyorsunuz. Herkes birbirinin kıyafetini beğenmeye başlıyor. Sokakta yürüyen etiketler. Müdüre ekonomi dergilerinin en havalı sayfasında gördüğü en havalı kadına giydirilmiş elbisenin bir şeyleri temsil ettiğini düşünüyor. Parası var, 2 liralık şeye 102 lira veriyor. Giyip geliyor işe.  Müdüre, senin olmayı hayal ettiğin yerde. 102 Liralık elbise giyiyor. Kafana atıyorsun. Akşam sohbet sırasında kızlara anlatıyorsun onlar da sana benzerini 60 liraya aldıklarını anlatıyorlar. Artık 60 liralık elbise için de mesaiye kalmak zorundasın. Erkek arkadaşınla gideceğin sinemanın planı iptal. Erkek kızıyor, fark etmez. Elbiseyi alacaksın.
Örnekler elbette çoğaltılır… Şimdi diyeceksiniz ki bu fakir ne anlatıyor? Benim derdim markayla değil. Aslında parayla da değil ki zaten reklamdan para kazandım bir süre ve kazanmaya da devam edeceğim. Hayallerimizi reklamlara satıyoruz. Sonra daha pahalıya geri almaya çalışıyoruz. Başkasının hayatları üzerinden hayaller kurup, hayatlarımızı es geçiyoruz. Çaresi elbette yok. Ne zamanki ilk gazeteye o reklam düştü, televizyon icat edildi o gün insanoğlunun hayatı değişti.
Belki, bir ihtimal… İçinde henüz reklam izlememiş bir parça varsa onu dinleyin, besleyin, büyütün. Onunla yaşayın. Kaldıysa eğer, gerçekliğinizi büyütün.

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.