Yakında camileri de kapatırlar
Hangi tarihte, hangi kanalda, kimin sunuculuğunu yaptığı bir açık oturum programıydı hatırlamıyorum. Hafızama kazınan kısmını anlatacağım. Açık oturumda medeniyet yularını boynuna dolamış, iki elinin parmaklarını bir birine değdirerek bir beyni olduğunu kanıtlamaya çalışan karanlık zihniyetin sözde aydınlarının olduğu bir televizyon kanalı programıydı. Oğlu 18 yaşına bastığında önünde dansöz oynatıp sutyenine para sıkıştıran muhafazakar satılmış kalemli yazarlar da vardı programda.
5-10 CÜMLE KONUŞABİLDİ
Açık oturum programında tartışılan konu, kıyafet özgürlüğü adı altında türbana özgürlük! Atatürk’ün ilkelerine, tek parti dönemi ismiyle; diktatör, faşist yaftaları yapıştırılıyor ve devrimlerin insanları tek tipleştirdiği iddia edilerek bu sözde aydınların zihniyet yoksunluğu ortaya saçılıyordu. Seyirciler de vardı programda. Hepsi de 60 yaşın üzerinde, yaşlı kişiler. Seyircilere söz hakkı tanındığı sırada Sivaslı, başörtülü bir teyzenin eline geçti mikrofon. En fazla 5-10 cümle konuşabildi Anadolu’nun yürekli kadını. Çünkü program apar topar reklama giriş yaptı.
“TÜRBANI RAHİBELER TAKAR”
Ne söyledi peki, bu yürekli Anadolu kadını? Başörtülü teyzem dedi ki: “Türban, Fransızca bir kelimedir. Rahibeler takar, ben karşıyım. Benim başımdaki çemberdir, yazmadır. Anadolu’da kadınlar kır işinde gün içinde uzun saçı kirlenmesin diye takar. Bizim oralarda koyun gütmeye giden çobanların, sırtında abası vardır üşümesin diye, elinde sopası vardır sürüsüne yön versin diye. Takım elbise ile çobanlık yapılır mı hiç? Çoban kıyafeti giyen devlet olur mu hiç? Halkı koyun mu bellediniz? Devlet, devlet gibi giyinecek işini yapacak. Halk, cumhuriyet gibi giyinecek ki cumhuriyeti yaşayacak.”
BAŞÖRTÜLÜ KADINLARIMIZA SELAM OLSUN!
Selam olsun, milyarlık pırlantalarıyla başına türban takıp Müslüman pozu verenlere inat, başına yazma bağlayan, çember örten, başörtüsü takan, hayatın tüm yükünü omuzlarına almış her inanç ve kültürdeki Anadolu’nun ve Trakya’nın tüm yürekli kadınlarına, selam olsun!
HER ZİHNİYET KENDİNE YAKIŞANI YAPAR
Zihniyetler, fikirlerini gün gelince fiiliyata dönüştürürler. Bir taraftan kâr amacı güden diğer taraftan da her fırsatta cumhuriyetle yüzleşme hevesinde olan zihniyette kendine yakışanı yapıyor. Türkiye Cumhuriyet Devlet Demir Yolları, Çerkezköy ve Trakya adına artık tarihe karıştı. Demir yolunun bu topraklar için öne mi nedir? ‘Kar elde edilmiyor, o yüzden kapattık’ denilecek kadar basit mi?
T.C.D.D. NEDEN ÖNEMLİ?
Demir yolu bu memleket için, jön Türk demektir, meşrutiyet demektir. Demokrasinin ve sanayinin yeşermesi demektir. Osmanlı Padişahı Abdülaziz’in “Şimendifer geçsinde, varsın bağrımdan geçsin” deyip demir yolu için sarayından, saltanatından vazgeçmesi demektir. Balkan toprağından koparılıp Ana vatanı yurt edinmektir. Harap ve bitap düşmüş Türk milletini ayağa kaldırıp dünya sahnesine çıkartacak devrimleri, ülkenin dört bir yanına taşımak demektir. Ülkemizin limanlarını, otoyollarını, telekomünikasyon ağını yabancılara satan ve ABD askerine hava üssü veren zihniyet bilmez bunları! Biliyorsa daha kötü; o vakit ‘İki ayyaşın treni’ deyip de kapatmışlardır.
CAMİLERİN KAPISINA DA KİLİT VURURLAR
Kar etmediği gerekçesiyle, yarınlarımız da camilerimizi de kapatırlarsa hiç şaşırmam! Mümin kardeşlerim, saflarınızı sık tutun, cami çıkışında açılan mendile de yardımlarınızı esirgemeyin. Çünkü bu zihniyet, halka hizmetinde kâr amacı güdüyor. Kâr elde edemediği değerlerimizin de kapısına kilit vuruyor.