Heyecanın Sopranosu

Yayınlama: 19.03.2020
A+
A-

Henüz dünyaya gözlerimi bile açmadan ağırlıklarının altında ezilebileceğim kadar beklentiyle beraberdim. Daha kim olduğumu benim bilmem bile imkansızken, herkesin benim hakkımda bir fikri, bir hayali vardı. Bebekken çok hissedemezdim herhalde, ama hep oradaydılar. Önceleri, herkesten beklenen ne varsa benden de bekleniyordu sadece. Zamanı gelince emeklemem, yine zamanı gelince yürümem ve konuşmam gerekiyordu.
Çocukken bunların biraz daha farkına vardım. Okumayı zamanından az önce öğrenmem, ödevlerimi düzenli bir şekilde yapmam, okulda başarılı olmam ve mümkünse bir yeteneğimin olması ne güzel olurdu. Belli bir rutin içinde kaybolmaya o zamanlar başlamam gerekiyordu sanırım. Önüme konulan ve asla tam bir bütün olarak kavrayamadığım bir hedef listesinde görevlerimi tamamlayarak ilerliyordum. Geriye çocuk olmak için az bir zamanım kalmasına rağmen; aralara azar azar da olsa çocukluğumu sığdırabiliyordum. Tabii bu rutinimden daha mühim değildi çünkü bir çocuğun kurabileceği hayaller ne kadar sınırsız olursa olsun; en büyük hayali her zaman büyümektir. Ve kendisine söylenildiği kadarıyla, büyümek için gerekli olan tek şey; bu rutini başarıyla tamamlayabilmektir.
Halbuki bir çocuk için “büyümek” öyle bir büyümektir ki bir boyutu, sınırı, oluru olmazı, herhangi bir rutini yoktur. Hayallerini sığdırabileceği kocaman bir hazine sandığıdır. Onun içine yalnızca beklentileri sığdıramaz çünkü onlar başka kafalardadır ve o kafaların neredeyse hepsi siyah beyazdır. Oysa bir çocuğun hayalleri rengarenktir ve onun bir farkına varma sonucu heyecanlanması ne de kolaydır. Bu durumu belki de en güzel Turgut Uyar ifade eder. “Çocuklar uzunlardır” der ve devam eder:
Up uzun ama
büyüktürler
yürekleri ufaktır ama
up ufaktır
daha doğrusu öyle sanılır
her şeyi halleder insanca
bağışlamaz ve alışır
bir ufak yeşil
bir kötü kırmızı
bir mor bulsun hele
durmaz dünyaya karışır
 
dünya ormanı
bir büyük denizdir onda
üç kuştan ikisi
tavşanların hepsi
şeftali nar ve ayva
uykuları ağırdır
çocukların da uykusu ağırdır.
ağızları açık uyurlar
her şey düşlerine yaraşır”
Evet uzundur çocuk. Ayçiçeklerinin hep güneşe döndüğünü öğrenir, heyecanlanır çocuk. Çileğin ağaçta yetişmediğini öğrenir, yine heyecanlanır. Yetişkinlerin umrunda olmayan bu sıradanlık, çocuğun dünyasını aydınlatır. Hemen güneşe dönen ayçiçeğini, ağaçta yetişmeyen çileği görmek ister.
Tespih böceklerinin top olabildiğini öğrenir ve yine heyecanlanır çocuk. Onları izler, onlara dokunur ve yapabildiklerine hayran olmasıyla beraber sever de onları. Hiç çekinmeden, en sevdiği hayvan sorulduğunda tespih böceği der. Yetişkinler şaşırınca anlamaz çocuk. Neden tespih böceği en sevdiği hayvan olamaz ki?
Sonra bir yetişkin bir masal okur çocuğa, çocuğun içi kıpır kıpır olur. Yetişkin için kolayca tahmin edilebilen bir masalın sonunu hayal ederken çocuk, bir yandan da ona kimsenin aklının ucundan dahi geçmeyen öyle bir son yazar ki şaşar kalır yetişkin…
Hayatında yeni olan ne varsa; bir ses duyar çocuk. İşte bu sestir heyecanın sopranosu. Bir çocuğun duyması ne kadar kolaysa, bir yetişkinin duyması o kadar zordur bu sesi. Çünkü taa derinlerden, içimizdeki çocuktan gelir…
 
 

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.