Ben bir gericiyim
Ben bir gericiyim… Aklım hep geride. Geri dönmek istiyorum. Babamın sağ olduğu, anamın ayakta durmakta zorlanmadığı, abimle, ablalarımla hep birlikte olduğumuz günlere dönüyorum hep. Tütün tarlasından yorgun argın döndüğümüz günün akşamında abimin kapanıp sigara üstüne sigara yakarak duman altı ettiği küçük odadan sızan ağır arabesk şarkılar dinlemek istiyorum. Sabah Radyo 1’den ‘‘Bu Toprağın Sesi’’ programında Hüsamettin Subaşı’ndan türkü dinleyerek uyanmak istiyorum. Ne de güzel söylerdi; ‘‘Hamayli boynundayım, gülüm aç gözün karşındayım, gülüüm orda değil burdayım.’’ Arkası Yarın dinlemek istiyorum radyodan ya da TRT Çocuk Korosu’ndan Ilgaz Anadolumun sen yüce bir dağısın… Hafta sonu, cumartesi akşamı Türk sineması izleyebilmek ya da Pazar Sineması’nda iyi bir kovboy filmini izleyebilmek için hangi komşuya gidebilirimin hesabını yapmak istiyorum. Yol kenarlarından, kıyı diplerinden atılmış, sağa sola uçuşmuş ya da bir diken dibine sıkışmış kalmış gazeteleri gördüğümde yine heyecanla koşup onu alıp okumak istiyorum. Sonra artist resimlerini kesip biriktirmek istiyorum. Okuduğum Yüzbaşı Volkan, Tarkan, Karaoğlan ve Tom Miks’i başka bir arkadaşla değiştirmeyi istiyorum. Buz gibi bir Elvan’ı bitmesin diye azar azar içip kapağınıda diğer kapaklarımın içine atmak istiyorum. Ne de hoş dururdular, Dimes, Kınık, Çamlıca… Köy imamı Ali Hoca’nın önünde diz çöküp son ezberimi okumak istiyorum, tüm tecvid kuralları uygulayarak tabii. Bir de Meddi Muttasıl mıydı yoksa Meddi Munfasıl mıydı onu ayırt edebilseydim… Şabanların Hüseyin’le Muhterem’i de kandırıp yürüyerek şehre gidip son gelen filmi izlemek istiyorum. Dönüşte de bir Telemagazin, bir Gırgır, bir de Çarşaf Dergisi alıp yine yürüyerek köye dönerken Serdar yeğenime aldığım kaşıklı Sarelle’yi de cebime saklamalıyım tabii ki. Arif Şentürk’ten Aman Bre Deryalar’ı, İzzet Altınmeşe’den Maden Dağı’nı, İclal Akkaplan’dan Cama Da Vurma Cam Şıngırdar’ı dinlemek istiyorum. Çok Sesli Koro’dan Muhayyer Kürdi makamında şarkılar, Yurttan Sesler Korosu’ndan türküler, Solistler Geçidi ve en nihayetinde Türk Halk Müziği Dinleyici İstekleri’ni dinlemek istiyorum Radyo Tiyatrosu başlamadan. Benden başka hiç kimsenin göremediği binlerce seyircinin önünde futbol maçı yapmak istiyorum koruluğumuzda. Atan da ben, tutan da ben, kaleci de ben, golcü de ben, rakip de ben, hakem de ben… Yemyeşil ve taptaze mısır saplarını dibinden kopartıp koltuğumun altında getirip ineklerimizin önüne atmak istiyorum. Nasıl da heyecanlanırdılar beni görünce. Zifirin kokusuna, ellerime ve parmaklarına kat kat bulaşmasına ve beynimi adeta uyuştururcasına uykumu getirmesine rağmen bir sepet tütünü tek başıma dizmek istiyorum. Teyibim ve kasetlerim yanımda olmalı. Motor sesini duyar duymaz bir yumurta kapıp dondurmacının önünü kesmek istiyorum; para yok, al yumurtayı ver dondurmayı. Topladığım demir parçalarıyla eskiciyi bekleyip demirleri satıp karşılığında top almak istiyorum. Silahlar patlamasın, anarşi olmasın, kimse ölmesin ama gecenin bilmem hangi saatinde sessiz sedasız yanık yağla yazılmış duvar yazılarını okumak istiyorum, yeni yeni sloganlar görmek istiyorum. ”Koministler Moskovaya,Tek Yol İslam,Lider Türkeş” yazılarından kopya çekip evimizin önündeki kara fırından sönmüş kömür parçaları toplayarak boş bulduğum duvarlara ya da köy çeşmesinin yola bakan yanına Üç Hilal çizmek istiyorum. Kibrit kutusundan yaptığımız binlik yada beşlik diye adlandırdığımız kartlarla oynamak istiyorum, saklambaç oynayıp kimsenin bulamayacağı bir yerde kaybolmak istiyorum. Yağ satarım bal satarım diye seke seke dairenin etrafını dolanmak, yoğurdun içine atlan metal parayı ağzımla bulmak, pişmiş yumurtayı kaşık içinde ağzımda taşıyarak yarışı en önde bitirmek istiyorum. Komşu oğlunun vatan görevi dönüşünde getirdiği Asker sigasaından bir kaç dal aşırıp arkadaşlarla yarım düzine filtresiz Bafra cıgarasıyla değiştirmek istiyorum. Ağaç dallarından yaptığımız tabancalarımız kimseyi öldürmüyordu. Ben onlarla ateş edip Hasan’ı saklandığı yerden çıkarmak istiyorum. Akşam serinliğinde biber ve patlıcanları sularken ‘’Ben sana yandım Zühtüü” diye türkü tutturmak istiyorum. Mıstıklar’ın Ali’yle, Hasan’la yol kenarına oturup köy yolumuza asfalt döken kamyonları en önce görüp ‘’Bu benim!” diye kapmak istiyorum. Yaşar’ın bakkalından akide şekeri ve petibör bisküvi alıp artık duyamadığım bir hazla yemek istiyorum. Domatesi salaçlığımızın altındaki bahçeden, inciri eski evin yol yanındaki ağacının dalından kopartmak istiyorum. Yol kenarındaki ağacımızdan yedi mahalleye nam salmış sapsarı armudumuzdan istiyorum. Almanyalı İbrahim’in ormanının kenarındaki akan çeltik tarlalarını besleyen suyun dolgunlaştırdığı simsiyah böğürtlenleri tozunu bile yıkamadan yemek istiyorum. Camide akşam namazı sonrası herkesten önce davranıp Hüvallahüllezi’yi okumak istiyorum. Ya da yatsı namazı sonrası sesini çok büyük hayranlıkla dinlediğimiz Nuri’nin Memed’in okuduğu Abese Suresi’ni dinlemek istiyorum. Küçük ormanımızın dibine adeta bir halıfleks gibi döşenen yemyeşil çimler arasında boy veren papatyalar, çiğdemler arasında koşmak, takla atmak, ağaç dallarında zıplayan sincaplarla yarış etmek istiyorum. Suyu buz gibi pınarlardan, ekmeği köy değirmeninde öğüttüğümüz undan yemek istiyorum. Kavunu, karpuzu kendi tarlamızdan, elmayı kendi bahçemizden ve hormonsuz yemek istiyorum. İnsanlarla menfaat ve çıkar karşılığı değilde o günlerdeki saflığıyla selamlaşmak istiyorum. Tv siyah beyaz olsun ama ensest ilişkilerin, akılmaz entrikaların, aldatmaların, ihanetlerin günlük yaşamın bir parçasıymış gibi gösterilmediği dönemlerini istiyorum. Esir kale oynarken düşüp dizimin kanamasını istiyorum, kalbimin acıması yanında çok hafif kalıyor çünkü. Çünkü o zamanlar sadece dizimiz kanardı, yüreklerimiz henüz acılarla tanışmamıştı.
Evet… Ben bir gericiyim…
Ferdi Tayfur çalsın, söylesin; ’’Huzurum kalmadı şu yalan dünyada…’’