Öğe’nin konvoyu
Merhaba değerli okur, malumunuz Devlet Bahçeli’nin artık gelenek haline getirdiği ‘erken seçim’ çağrısıyla, Türkiye 24 Haziran’da bir kez daha sandığa gidiyor, üstelik bu kez hem Milletvekili seçmek, hem de Başkan seçmek için. İttifaklar, ittifakların peşine takılanlar, mitingler falan derken epey girdik seçim atmosferine. Tüm bunların üstüne bir de Milletvekili aday listeleri açıklandı ki, seçim biter, tartışması bitmez o listelerin.
Ben de tam bu sebepten, henüz konu tazeyken ve siz sıkılmamışken değineyim istedim bu mevzuya.
Bilindiği üzere siyasi partiler 21 Mayıs’ta Milletvekilliği için kesin aday listelerini Yüksek Seçim Kurulu’na teslim ettiler. CHP Candan Yüceer’i, MHP’de Koray Önsel’i seçilme şansı olan sıraya koyarak bölgeye verdiği önemi gösterdi ancak AKP, özellikle Tekirdağ’da en çok oy aldığı ilçeler arasında olan Çerkezköy’de Abdullah Öğe’yi 6’ncı sıradan aday göstererek akıllarda soru işaretleri oluşturdu. İşte ben de bu soru işaretlerini biraz olsun dağıtmak adına kendi çapımda bir analiz yaptım ve sizlerle paylaşmak istedim. ‘Analiz’ kelimesi biraz havalı oldu kabul ediyorum ancak ‘ülkede kimler ne analizler yapıyor, benim neyim eksik’ düşüncesidir beni bu analizi yapmaya iten.
Gelelim AKP’nin Öğe’yi neden 6’ncı sıradan aday gösterdiğine?
Çeşitli nedenleri olabilir bu durumun. Ben aklıma gelen iki nedeni söyleyeyim.
- Kibarca, ‘Biz seni istemiyoruz kardeşim’ dediler.
- Öğe’nin aday adaylık sürecindeki şaşaalı konvoyundan çok etkilenen parti genel merkezi, Öğe’yi arka sıralara atmak suretiyle daha çok çalışmasını ümit edip, oylarını artırmayı hedefledi.
Tabi ki bizim bilmediğimiz çok neden vardır ama benim asıl değinmek istediğim nokta, Öğe’nin bana 90’lı yılların Refah Partisi’ni hatırlatan konvoyu. Hani yola çıkmadan önce konvoya katılacakların akaryakıt istasyonuna uğradıkları konvoylardan. Kendisi de Milli Görüş kökenli olduğu için aday adaylığı sürecinde böyle bir davranış sergilemiş olabilir ki bu Öğe’nin ya da danıştığı her kim varsa onun tercihidir.
‘Ne konvoymuş arkadaş’ diyebilirsiniz ancak mesele konvoydan çok öte kıymetli okur. Sizi bilmem ama ben o gün oturdum, yaklaşık 25 dakika süren, konvoy ve karşılama merasimini içerisinde barındıran videoyu, yine Öğe’nin sahibi olduğu yayın organından izledim.
Hani güzel Türkçemizde bir deyim var, ‘Kendi çalıp, kendi oynamak’ diye, işte o gün Öğe’nin yaptığı da tam olarak buydu. Eş, dost akrabayı bir şekilde organize eden Öğe, kendi yayın organı aracılığıyla bu ‘tarihi an’ı bizlere aktarıyordu.
Parasını ödeyebilen! herkesin aday adayı olabileceği sıradan bir hadiseyi, vatan, millet, bayrak, reis gibi kelimelerle süsleyerek, biraz da kader, kısmet, nasip gibi kelimelerle soslayarak bize sunuyordu.
İnsan o videoyu izleyince doğal olarak şu soruyu sormak istiyor, tıpkı Vizontele filmindeki gibi; ‘Ne açıdan tarihi bir an? Ne yani, düşman işgalinden mi kurtuluyoruz?’ Altı üstü parasını ödemiş, aday adaylık başvurusu yapmışsın, bunun neresi tarihi bir an?
Bir soru daha; ‘Aday adaylığı gibi basit bir durumu şölene dönüştürüyorsun da adaylığın kesinleşince neden kutlamıyorsun? Yoksa sıranı mı beğenmedin?
Şimdi ben bunları yazıyorum diye bana kızacaksın, trol hesapların da sosyal medyadan bana saldıracak biliyorum ama birilerinin sana bunları söylemesi gerekli Sayın Öğe.
Senin medya patronu olman, akabinde gelen ilçe başkanlığın, milletvekili adaylığın falan düzen siyasetinde çok kez denenmiş ve başarılı da olunmuş stratejiler ancak sende tutmuyor. Sahibi olduğun gazetede her gün manşet olman yetmiyor. Eski partililer bile gelmiyor teşkilata.
Eksik bir şey var sende, benim ‘analiz’ edemediğim ama AKP Genel Merkezi’nin gördüğü.
Yoksa o konvoya en az 3’üncü sırayı verirlerdi.
Kalın sağlıcakla…