Köprülü: ‘‘Kadını evin içine hapseden hiçbir toplum ilerleyemez’’

Yayınlama: 05.12.2016
A+
A-

CHP Tekirdağ Milletvekili ve TBMM Başkanlık Divan Üyesi Emre Köprülü, Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkının verilmesinin 82. yıl dönümü nedeniyle bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Köprülü, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

ko%cc%88pru%cc%88lu%cc%88-kadini-evin-ic%cc%a7ine-hapseden-hic%cc%a7bir-toplum-ilerleyemez_1000x667

‘UZUN BİR SÜREÇTE MÜMKÜN OLMUŞTUR’
‘‘Kadınların, erkeklerle eşit siyasi haklara kavuşması uzun bir süreçte mümkün olmuştur. Demokrasi, insan hakları, eşitlik kavramlarının gelişmesi sonucunda ve bunların doğal bir uzantısı olarak gerçekleşen bu siyasi hak kazanımlarının hiç şüphesiz en önemli dönüm noktalarından biri de Türk kadınına verilen seçme ve seçilme hakkıdır. Türk kadınının gerçek anlamda siyasi hakları kazanması, Cumhuriyetin ilanından sonra yapılan kanunlarla gerçekleşmiştir. Türk kadını, 3 Nisan 1930 tarihinde belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkını elde ettikten sonra, 26 Ekim 1933 tarihinde köy ihtiyar heyetine ve muhtarlığı seçme ve seçilme hakkını da kazanmıştır. Kadınların elde ettiği siyasal hakların en önemlisi ise 5 Aralık 1934 günlü milletvekili seçme ve seçilme hakkıdır.

‘KADININ TOPLUMDAKİ YERİNİ TANIMLAMIŞTIR’
Cumhuriyet devrimlerinin bir sonucu olarak Türk kadınının elde ettiği milletvekili seçilme hakkına; Fransız kadını 1944’te, İtalya’da 1945’te, Yunanistan’da 1952’de, Belçika’da 1960’ta ve İsviçre’de 1971’de kavuşmuştur. Büyük Önder Atatürk, Cumhuriyet’in ilanından dokuz ay önce Şubat 1923’te şöyle demiştir: ‘Bizim sosyal toplumumuzun başarısızlığının sebebi, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlikten ileri gelmektedir. Yaşamak demek faaliyet demektir. Bundan dolayı bir sosyal toplumun, bir organı faaliyette bulunurken, diğer bir organı işlemezse, sosyal toplum felçlidir.’ Atatürk, çağdaş bir düşüncenin ürünü olan bu sözleriyle kadının toplumdaki yerini tanımlamıştır.

‘KADINLAR HAKLARINA SAHİP ÇIKMALIDIR’
Atatürkçü düşünce sistemi, uygar bir dünyada var olabilmenin tek yoludur. Bu aydınlık yolda kadınlarımıza büyük görevler düşmektedir. Türk kadınlarının asli görevi, Cumhuriyet kazanımları olan kadın haklarına sahip çıkmak olmalıdır. Çağdaş ve laik devletimizin devamının sağlanmasının en büyük güvencesi siyasal ve toplumsal hayatta kadın-erkek eşitliğidir. Laik Cumhuriyetimiz kurulduğu ilk yıllarda, Türk kadınlarına hak ettiği önemi ve değeri vermiş olmasına rağmen, bugün yönetime hakim olan zihniyetin son yıllardaki kadın haklarına yönelik politikaları nedeniyle, kadınlar giderek çağdaş yaşamdan da, iş hayatından da uzaklaştırılmaktadırlar. Oysa ki, tarihe baktığımızda da görülecektir ki; kadını siyasal ve sosyal hayattan soyutlayan, geri çeken, evin içine hapseden hiçbir toplum, gelişemez, ilerleyemez.

‘HEP BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİYİZ’
Kadını geri plana iten, yok sayan, hapseden gerici zihniyetlere karşı çözüm; laik-çağdaş Cumhuriyet değerlerinde birleşmek ve bu gidişata karşı kadın-erkek hep birlikte mücadele etmektir. Aydınlık geleceğimizin hazırlanmasında büyük emekleri olan kadınlarımızın, Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınmasının 82. yıl dönümünü kutluyor, kadınlarımıza bu demokratik hakkı kazandıran Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ü saygı ile anıyor, tüm kadınlarımıza sevgi ve saygılarımı sunuyorum.’’

Haber: A.Kadir Kıldıze