Boynundaki Urganı Kravat Zanneden Bir Halk Parçasının Talebi: İdam
-İiidam! İiidam! İiidam!
-Siz istiyorsanız o da oluuuurr!
”Allah Allaah” diyorum kendi kendime, düşünüyorum. Bu kalabalığın, bu kürsü önünde seslendirdiği hiçbir istek olmamıştı bugüne kadar. Bu kürsünün de bu kalabalığın hiçbir isteğine ‘’Hee, olur.” dediğine hiç şahit olmadım. Nereden geldi ki bu özgüven-hoşgörü muhabbetleşmesi şimdi?
Hani, ne bileyim, 45 yıldır bu ülkede yaşıyorum, bunun 25 yılında da memleket meseleleriyle alakalıyım. Daha önceleri bölücü PKK elebaşı ve soysuz teröristleri için böyle talepler olmuştu ama benim bildiğim bu kürsüdekiler tarafından reddedilmiş ve yasa ile de idam tamamen kaldırılmıştı. Lakin o günkü idam talepçilerinin içerisinde bugünkü kalabalığın içerisindekiler yoktular.
Her neyse, işin burası başlı başına bir tartışma konusu. Ben meseleye başka bir taraftan yaklaşmak istiyorum.
Söz konusu kalabalıktan birini tutup çekiyorum kenara, soruyorum kendisine:
-Güzel kardeşim, sen bu ülkede, denge olsun diye bir sağdan bir soldan gencecik insanların körebe misali tutulup, sorgusu yapılmadan darağacına çekildiklerini duydun mu hiç?
O, yüzüme aval aval bakarken yanındakine dönüyorum:
-Canım kardeşim, hani senin bir alacağın vardı da, kanuna başvurdun ve bir türlü alamadın da, kendin kendi yöntemlerinle almaya çalıştın da, suçlu duruma düşmüştün hatırladın mı?
Bir irkilir gibi oluyor, önüne bakıyor. Hemen iki sıra arkasındakine takılıyor gözüm, çağırıyorum yanıma:
-Sizin bir miras meselesi vardı, hani büyük amcan dedenizin tüm yerlerini üzerine geçirmişti, uzun yıllardır mahkeme kapılarında dolaşıyordunuz. Ne oldu o mesele, sonuçlandı mı, hak yerini buldu mu?
Arkadaş, bir iki adım geri çekiliyor, hesap yapıyor şu an:
İlerliyorum, öte mahalleden bir tanıdığa rastlıyorum, soruyorum.
-Sizin mahallede bir kadıncağız kendine tecavüz etmeye yeltenen birini bıçaklamıştı da, uzun yıllardır hapis yatıyordu ne oldu o kadının durumu?
Hatırlamaya çalışırken başka bir mesele daha geldi aklıma, ilk soruya ekliyorum:
-Bir de üst komşunuz evine giren hırsızı kovmaya çalışırken öldürmüştü, içerdeydi adamcağız, bir haber var mı?
Ne demek istediğimi anladı kerata, hemen uzaklaşıyor yanımdan. Tilkiii…
Az daha ilerliyorum, bizim sokakta eskiden esnaflık yapmış bir emmiye rast geliyorum, o da ‘iidam, iidam” diye bağırmaktan bitap düşmüş, onu da çekiyorum yan tarafa:
-Emmi, senin yanındaki çırak çocuk bir mevzuya karışmış, mevzuda bir ölü vardı, aslında çocuğun bir dahli yokmuş ama, iki şahitle suçu üzerine bırakmışlardı. O çocuk yatıyor mu halen?
Hızla arkasına dönüyor emmim.
Baktım kimse dinlemiyor beni, çıkıyorum yüksekçe bir yere, bağırıyorum kalabalığa doğru:
-Siz! Siz ey kalabalıklar! Siz bu meydanlarda ”Adalet! Adalet!” diye bağırmadıkça, bağımsız, siyasetten arınmış bir hukuku tesis etmedikçe, bu mevcut düzenle idamı getirtirseniz, çok geçmez birkaç gün sonra, neye uğradığınızı, ne yaptığınızı, suçunuzun ne olduğunu bilemeden, o boynunuzdaki kravatlarla ilk önce sizi asarlar haberiniz olsun! An itibariyle boynunuza urganı geçirmiş, altınızdaki sandalyeye tekmeyi kendiniz vurmak üzeresiniz!
Dinlemiyor kimse, arkalarını dönüyorlar. Eski bir tanıdık geliyor yanıma, kolumdan tutup çekiyor, şaşkınlıkla yüzüne bakarak söyleniyorum:
-Hiç dinlemediler ya la!.
Kulağıma eğilip diyor ki:
-Dua et, taşlamadılar seni.