Vatan Partisinden ‘Çanakkale Zaferi’nin tarihsel analizi
Vatan Partisi Çerkezköy İlçe Başkanlığı, Çanakkale Zaferinin 101. Yıl dönümünde önemli bir çalışmaya imza attı. Parti ilçe örgütü gerçekleştirdiği eğitim çalışmaları ile Çanakkale Zaferinin tarihsel sürecini nesnel şartları ile ele alarak günümüz ile örtüşen noktalarını gözler önüne serdi.
“ÇANAKKALE ZAFERİMİZİN 101.YILI KUTLU OLSUN”
Vatan Partisi Çerkezköy İlçe Başkanlığı gerçekleştirdiği eğitim toplantıları ile Çanakkale Zaferinin tarihsel sürecini ve savaşın yaşandığı yıllar ile günümüz arasında bağlantılar kurarak nesnel analiz çalışması gerçekleştirdi. Vatan Partisi Çerkezköy İlçe Başkanı Kemal Engin, 101 yıl önce yaşanan ‘Çanakkale Destanının Tarihsel Süreci’ konulu çalışmayı kamuoyu ile paylaştı. Vatan Partisi Başkanı Engin “Çanakkale Zaferimizin 101. Yılında maalesef bu destansı zaferimizi hakkettiği değerde kutlayamıyoruz. Ülkemizde yaşanan bugün itibariyle terör belası ve ülkemiz üzerinde oynanan emperyalist oyunlar sürmekte. Çanakkale Zaferimizin 101. Yılında tüm süreci gözler önüne sermek ve günümüz için herkesin dersler çıkarmasını istedik. Çanakkale Zaferimizin 101.yılı kutlu olsun.”dedi. Vatan Partisi Çerkezköy İlçe Başkanı Kemal Engin, Çanakkale Zaferinin Tarihsel Süreci adlı parti çalışmasını kamuoyu ile paylaştı.
ÇANAKKALE ZAFERİNİN TARİHSEL ANALİZİ
YARI SÖMÜRGE DEVLET OSMANLI
Osmanlı İmparatorluğu 1830 da Amerika ile bir “Ticaret ve Seyrüsefer Antlaşması” imzaladıktan sonra; İngilizlerle Türkiye Cumhuriyeti-Avrupa Birliği arasında yapılan, Gümrük Birliği benzeri 1838 Balta limanı Antlaşması’nı imzalayarak yarı – sömürgeleşme sürecine girmiş; günümüzde Avrupa Birliği Uyum Yasaları benzeri 1839 Tanzimat Fermanı’yla çürüme hızlanmış. 1854’te yabancı devletlerden borç almaya, borçlandıkça da yarı – sömürge devlet konumuna düşmüştür.
‘EUROPEAN CONCERT (AVRUPA KOROSU)’
Fransa Napolyon önderliğinde, Avrupa’yı kendi yönetimi altında birleştirerek dünyaya egemen olmak için Avrupa’yı kan ve ateşe boğmuş; Avrupa devletleri Fransa’yı birleşerek durdurabilmişlerdi. İngiltere, Avusturya, Prusya ve Rusya 1814’te Fransa yüzünden bozulan Avrupa dengesini yeniden kurabilmek için Viyana Kongresini düzenlemişler ve burada European Concert (Avrupa Korosu) adını verdikleri bir birlik oluşturmuşlardı.
NAPOLYON’UN MEKTUBU
Avrupa Devletler Birliği dünkü düşmanları Fransa’yı sonradan birliğe davet etmelerine karşın, Osmanlı’yı dışlıyordu. Osmanlı, kendisinin bu birlikten dışlanmasını anlamlandırmada gecikmedi; Avrupa Devletler Birliği ( European Concert : Avrupa Korosu adını verdikleri birlik) Osmanlı İmparatorluğunu ölüm döşeğinde bir devlet olarak gördüğü içindir ki, Avrupa Korosu’na çağrılmamıştı. Napolyon, Mayıs 1800’de Dışişleri Bakanı Topal şeytan Talleyrand’a yazdığı mektupta : “Osmanlı İmparatorluğu uzun süre yaşamayacaktır. Rus Çarı I. Pol’ün dikkatini bu yöne çekiniz. Osmanlı’yı paylaşılmakta ortak çıkarlarımız vardır.”diyordu. Fransa ve Rusya’nın Osmanlı’yı kendi aralarında paylaşma tasarıları İstanbul’un ve Boğazların kimin payına düşeceği konusunda düğümleniyordu.
15 YIL YÜRÜTÜLEN PAYLAŞIM GÖRÜŞMELERİ
Napolyon 1817’de Sainte Helene’de : “Rusya ile Osmanlı İmparatorluğu’nu paylaşabilirdim. Bu konu birkaç kez Alexandr ( Çar ) ile aramızda söz konusu olmuştu. Ama İstanbul her zaman Türkiye’yi kurtarmıştır. Bu başkent büyük bir engeldi. Onu Ruslar istiyordu. Oysa bu çok değerli bir anahtardır. Tek başına bir imparatorluğa bedeldir. Ona sahip olan dünyaya egemen olabilir.”diyordu. Görüldüğü gibi, Avrupa Devletler Konseyi’ni oluşturan devletlerden ikisi Fransa ve Rusya en az 15 yıldır Osmanlı İmparatorluğu’nu kendi aralarında paylaşma görüşmeleri yürütüyordu. Osmanlı Devleti’nin, Avrupa Devletler Konseyi’nden dışlanmasının nedeni buydu. Avrupa Devletler Konseyi’ne katılan tüm devletlerin Osmanlı Devletini bölüp paylaşma amacını güdüyor olmaları mümkündü.
YUNAN YANLISI AYRILIK HAREKETLERİ
Osmanlı’nın toprak bütünlüğünü savunur görünen İngiltere ile Onu parçalamaktan yana olan Fransa ve Rusya bir Avrupa Federasyonu çatısı altında birleşmeleri gerçekleştiğinde, Osmanlı’nın varlığını ve toprak bütünlüğünü koruması olanaksızlaşacaktı. 1814’te bir yandan Avrupa Birliği’ni kurmak üzere Osmanlı’nın dışarıda bırakıldığı Viyana Kongresi toplanırken, öte yandan aynı yıl ayrılıkçı Yunan Filika Eterya örgütü kurularak, Osmanlı’yı bölme çalışmalarına başlamış; İngiliz, Fransız ve Rus aydınları Yunanistan’ın Osmanlı İmparatorluğu’ndan ayrılması için yayınlar yapıyordu. Demek ki, Osmanlı’yı Dışarıda bırakan bir Avrupa Birliği, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu birliği oluşturan ülkelerce parçalanması anlamına geliyordu. Ayrılıkçı Filiki Eterya Yunan örgütüne komuta eden Rus Çarı’nın imparatorluk muhafızı general Alexandr Ypsilanti’dir.
OSMANLI ORDUSU YUNAN AYAKLANMASINI EZECEK GÜÇTEYDİ
1827’de Mısır Valisi Mehmet Ali paşa’nın oğlu İbrahim paşa askerleriyle Mora’ya çıkarak ayaklanmayı bastırmışken Avrupa Devletler Konseyi işe karışacak, İngiltere, Fransa ve Rusya Yunanistan’a bağımsızlık verilmesini isteyeceklerdi. Osmanlı tam ayrıkçıları bastırmışken, Yunanistan’a bağımsızlık vermeye yanaşmayacaktı kuşkusuz. Mora’da Osmanlı egemenliği yeniden kurulmuşken, Osmanlı askerlerinin derhal Mora’dan çıkmasını istemek yakışık almaz bir tutumdu. Osmanlı, askerini Mora’dan çekmedi. Bunun üzerine İngiltere, Osmanlı devletine bir ültimatom vererek ayrılıkçılara karşı yürüttüğü harekatı durdurmasını ve Mora’dan çıkmasını isteyecekti. Ayaklanmayı çıkartan ve Yunanistan’ı Osmanlı’dan kopartıp uydulaştırmak isteyen, düşmanımız Rusya’ydı. Ayaklanmanın bastırılmasına karşı çıkan ise dostumuz İngiltere!… Osmanlı bu Ültimatı da reddedince İngiliz, Fransız ve Rus savaş gemileri Mora açıklarında bulunan Osmanlı-Mısır donanmasını ani bir baskınla 57 gemimizi batırıp, 6000 askerimizi şehit ederek yok edecekti.
DÜN FİLİKA ETERYA, BUGÜN PKK
Osmanlı İmparatorluğu’nda baş gösteren Filika Eterya önderliğindeki ilk ayrılıkçı Yunan ayaklanmasında olup bitenlerle, Türkiye Cumhuriyeti’nde baş gösteren PKK önderliğindeki son ayrılıkçı Kürt ayaklanmasında olup bitenlerin ne denli birbirine benzediğini anlıyoruz. İngiltere’nin her dediğini yaparak Avrupa Devletler Konseyine girmek, böylece bölünmekten kurtulmak gibi bir umudumuz da vardı üstelik… Osmanlı Padişahı II. Mahmut bu umutla yaşamış, bu umutla ölmüştü. II. Mahmut Osmanlı Devletinin toprak bütünlüğünün korunacağını umuduyla, 1838 Balta Limanı Antlaşmasını imzalayarak, Gümrük egemenliğini İngiltere’ye devretmişti. II. Mahmut 1 Temmuz 1939’da ölünce oğlu Abdülmecit tahta çıkmış, babasının sağlığında Avrupa devletlerinin dayatmasıyla hazırlattığı Hatt-ı Şerif’i 3 kasım 1939’da Tanzimat Fermanı olarak ilan etmişti.
OSMANLI’NIN POLİTİKASI
Abdülmecid’in başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletlerinin tüm isteklerini 1839 da bir Tanzimat Fermanı’yla anayasalaştırırken güttüğü amaç, Osmanlı İmparatorluğu’nu İngiltere’nin kanatları altına sığınarak o dönemin Avrupa Birliği olan Avrupa Devletler Konseyi’ne sokmak ve böylelikle İmparatorluğu’nun varlığını ve toprak bütünlüğünü güvence altına almaktı. Avrupa Devletler konseyinde, Rus yayılmacılığından rahatsızlık duyan Fransa ve İngiltere’ye dostluk gösterisi yaparak Kasım 1853’te Rusya’ya savaş açan Abdülmecid, Osmanlı donamasının Rus donanması tarafından batırılmasına, 2700 denizcimizin şehit olmasına, Ruslar tarafından top ataşene tutulan Sinop’ta binlerce sivil yurttaşımızın da yaşamını yitirmesine neden olmuştur.
PADİŞAH ‘AVRUPA SENİN İÇİN ÖLDÜLER ‘ MADALYASI BASTIRIYOR
Abdülmecid, Rusların Sinop baskınında Şehit olan askerlerimiz anısına “Avrupa, senin için öldüler” yazdırdığı madalya bastırarak Avrupa Devletler Konseyi üyelerine dağıtmıştı. Halife- Padişah Abdülmecid, Avrupa Devletler Konseyi’ne girmek uğruna Haçlı Şövalyesi oluyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa Devletler Konseyine girmek uğruna; Rusya’ya açtığı savaşta yenilmesi, Avrupa Devletler Konseyi üyesi İngiltere’ye, Fransa’ya Osmanlı gümrüğünü sıfır düzeylere çekilmesiyle, rekabetin İngiltere, Fransa lehine gelişmesi, Çıkardığı yasalarla yabancılara toprak satışlarının serbest hale gelmesine, Osmanlı ekonomisin çökmesine neden olmuş. Bu nedenle Osmanlı İmparatorluğu 1854 de iç ve dış borçlanmaya gitmek zorunda kalmıştır. Tüm bu olumsuzlukların yanında, Osmanlı İmparatorluğu bilimde, teknolojide çok gerilerde kalmış. Okul, hastane, öğretmen, Doktor, ebe, hemşire …vb yok denecek denli az. Halk yoksul. Tifo, Tifüs, Verem, tetanos, frengi, vs . Adaleti kadılar yürütüyor- adalet yok.. Rüşvet alabildiğine yaygınlaşmış.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI 1914’TE BAŞLIYOR
Fransa, İngiltere dev armadalarıyla, son gelişmiş silahlarıyla ve askeri güçle Çanakkale Boğazından geçip, İstanbul’a, oradan da Rusya’ya geçecekler. İngilizler ve Fransızlar 18 Mart 1915 günü üstün bir askeri kuvvetle boğaza giriş yaparlar; fakat vatan toprağı olan Çanakkale Boğazı’nı geçmek sandıkları kadar kolay olmayacaktır. Defalarca denizden ve karadan saldırırlar ama karşılarında üstün cesaretleriyle Veli’yi, Mehmet Ali’yi, Bigalı Mehmet Çavuş’u, Nusrat Mayın Gemisini, Seyit Onbaşı’yı, Hilmi Şanlıtop’u, Hüseyin Avni Bey’i, Boyabatlı Mustafa’yı, Yüzbaşı Faik’i, Şefik Bey’i ve Mustafa Kemal Paşa’yı bulurlar.
ÇANAKKALE’DEN GEÇEMEDİLER
Maddi yoksunluk ama vatan ve millet sevgisi zenginliği içindeki inançlı, kararlı Türk askeri Mehmetçikler ve komutanları Mustafa kemal buna izi vermediler. Çanakkale’den geçemediler. Çanakkale Bir Destandır. Osmanlı Devleti’nin son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin bu günkü durumu bire- bir örtüşüyor. Sonuç: Bir ülkeyi yöneten kişi; Yabancı devlet adamlarından madalya alıyorsa. Pahalı hediyeler (rüşvet) alıyorsa. Bilime inanmıyordur. Matematik bilmiyordur. Felsefe bilmiyordur. O ülkenin geleceği karanlıktır.