Seni bu töhmetten kurtardık diyelim, peki ya diğerleri?
Geçtiğimiz gün engelli merdiveni önüne park edilen aracımı manşete taşıyan ve sözüm ona gazeteciliği Çerkezköy’de kendi tekelinde zanneden arkadaşa cevap vermeden önce, yapmış olduğum kural ihlali nedeniyle Çerkezköy’deki engelli kardeşlerimden özür diliyorum. Değil basın kartının, araçta kırmızı plaka olmasının bile engelli merdiveni önüne park etmeyi haklı kılmayacağının bilincinde bir vatandaş olarak yaptığımın yanlış olduğunun farkındayım ve Çerkezköy İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne cezamı kesmelerini rica ediyorum. Plakam; 59 UG 990
Gelelim manşetten habere yer veren gazeteciye. Belli ki duyarlı falan olduğundan yazmamışsın bu haberi. Sinekten yağ çıkarmışsın adeta. Sadece kural ihlalimi yazsaydın inan tebrik ederdim seni. Ama sen niyetini çok açık ortaya koymuşsun zaten. Bir de utandığını yazmışsın ki bu beni çok güldürdü.
–Zira sen sırf bedava yemek yiyebilmek için, beş dakika önce ağıza alınmayacak cümleler kurduğun kişiye, beş dakika sonra gözümüzün içine baka baka methiyeler düzdüğünde biz çok utanmıştık, hatta yerin dibine girmiştik ama sen hiç utanmamıştın.
–İsmi lazım değil bir adayın kahvaltılı basın toplantısında, önüne konan yiyeceklerin, diğer muhabir arkadaşların önüne koyulanlardan az! olduğu gerekçesiyle utanmadan toplantıyı terketmiştin ve biz çok utanmıştık.
–Yine bir haber için çıkılan yolda, ismi lazım değil bir başkanın arabasının ön koltuğuna oturmak için çıkardığın kavgada, tüm muhabirler göz göze gelip sessizce çok utanmıştık ama sen yine utanmamıştın.
–Senin kuruyemiş sevdan yüzünden istisnasız her gün ziyaret ettiğin (kovulana kadar) Çerkezköy Ticaret ve Sanayi Odası’nın Meclis Toplantıları’nda, Meclis Üyeleri tarafından önüne tabak tabak kuruyemiş konulmasından sen utanmıyordun ama biz o kuruyemiş tabaklarını gördüğümüzde aklımıza sen geliyorsun ve hala çok utanıyoruz.
–Sağlık eski Bakanı Recep Akdağ’ın sana borcu olmasından, bilmem nerenin Valisinin senden çok çekindiğinden, falanca Büyükşehir Belediye Başkanının, bugün o koltukta oturuyorsa senin sayende oturmasından v.s. Bunların hepsinden çok utanmıştık ve inanırmısın gına geldi artık utanmaktan.
Dolayısıyla senin utanmana gerek yok, ben utanırım kendi ayıbıma.
Bir de töhmet altında kaldığını iddia etmişsin… seni töhmet altında bırakacak bir şey yaptığımı düşünmüyorum. Bu noktada ‘töhmet’ kelimesinin anlamını da açmak lazım. Nedir töhmet ve insan hangi durumlarda töhmet altında kalır?
Aslında sıfat olan ‘töhmet’ kelimesi TDK’da şu şekilde açıklanıyor; ‘kusurlu, suçlu’. Hadi diyelim sen benim yüzümden töhmet altında kaldın. Peki, yukarıda saydıklarımdan nasıl kurtaracaksın kendini? Ki bu yazdıklarım senin tüm Çerkezköy Basınını töhmet altında bıraktığın konulardan sadece birkaçı. Kısacası, ‘Ben şunca yıllık gazeteciyim, bana saygı duyacaksınız!’ diye bağıracağına, iki dakika ortamda sessiz kalsan, en azından tanımayanlar yaşına hürmeten saygı duyarlar sana.
Gelelim basın kartı meselesine! Hani şu sende olan, soğuk damgalı. ‘Benimki gerçek, onunki sahte’ diye manşetten verdiğin basın kartına… Sen önce elindeki basın kartının hakkını ver, söz veriyorum bir yemek de ben ısmarlayacağım sana.
Bana gelince, aracımdaki sahte basın kartı falan değil, tanıtım kartı. Sen de çok iyi biliyorsun bunu ama işine gelmiyor. Basın kartına çok ihtiyacım olsaydı, başvurumu yapar, en kısa sürede alırdım. Senin gibi 36 ay falan beklememe de gerek yok.
Gazetecilikten bihaber diye yazmışsın bir de… İstanbul Üniversitesi, İletişim Fakültesi’nde 4 yıl gazetecilik eğitimi aldım, 4 yıldır da Çerkezköy’de gazetecilik yapıyorum. Bunu övünmek için söylemiyorum, belki sen bihabersindir diye yazıyorum buraya.
Kısacası güzel kardeşim, senin olduğun ortamda ‘gazeteciyim’ demeye bile utanıyorken insanlar ve kaçıyorlarsa senden köşe bucak, bu bir milat olsun… Ya efendi ol gazetecilik yap, ya da zaten yeterince kirletmiş olduğun o sarı basın kartını yavaşça yere bırak…