Sonrası Hep Bende Kalır

Yayınlama: 21.04.2020
A+
A-

Hayatımıza giren ve bir şekilde paylaşımda bulunduğumuz herkesin dilinde farklı bir insan oluveririz. Onların karşısında tüm samimiyetimizle durmamıza rağmen, bizi farklı farklı nitelendirirler. Bazılarına göre eğlenceli, bazılarına göre iyi kalpli ve durgunuzdur. Hatta bazen kendimizi bile sorgularız çünkü bizde baskın olmadığını düşündüğümüz bazı özellikleri “bizi biz yapan özelliğimiz” olarak görebilir bu insanlar. Hepimizin başına en az bir kere gelmiştir bu durum. Hatta muhtemelen farkına varmadan başkalarına da biz yapmışızdır böyle tanımlamalar. Peki  biz samimi olduğumuz halde neden böyle olur? Kendimizden öncelikli beklentilerimizi kanımızın ısındığı bir insana mı yakıştırırız, kendimizi mi tanımayız yoksa gözlem yapmada yeterince iyi mi değiliz?
“İnsan, birlikte en çok zaman geçirdiği beş kişinin ortalamasıdır.” der Jim Rohn. Düşüncelerimiz, duygularımız hatta bazı özelliklerimiz bu beş kişi etrafında şekillenir. Onları etkilediğimiz gibi, onlardan etkileniriz de. Hepsi içimizde açılmamış başka sayfaları açar, onlara özenle farkında olarak veya olmayarak dokunur.
Kendi hayatımdaki bu beş kişiyi düşündüğümde, hepsinin birbirinden ne kadar da farklı olduğunun ayırdına varıyorum. Gülümsetiyor bu durum beni. Beşini bir masaya oturtsanız, kavga bile edebilirler aslında. Bir şeyin daha ayırdına varıyorum sonra; insan o kadar eşsiz bir varlık ki tanımlamalara ve kalıplara sığamıyor. O beş kişinin içinde beni iyimser olarak tanımlayan da bulursunuz, karamsar olarak da. Demek ki iyimserlik benim bir parçamsa, karamsarlık da öyle. Ve dediğim gibi o beş kişi içimdeki farklı parçalara dokunuyor. Bu benim samimiyetsizliğimden değil, aramızdaki ilişkinin bende uyandırdıklarının farklı olmasından kaynaklanıyor.
Birinin beni gerçekten tanıması demek o beş kişiyi de tanıması demek. Hani ” Seni senden daha iyi tanıyan kimse yok.” denir ya, ben o sözü işte böyle yorumluyorum. O beş kişinin bendeki yansımalarını benden daha iyi tanıyan kimse hiçbir zaman olmayacak. O beş kişi bazen zamanla değişecek, ama ben değişenleri de tanıyacağım. Belki de birilerinin arkasından Edip Cansever okuyacağım:
“On kalır benden geriye dokuzdan önceki on
Dokuz değil on kalır
On çiçek, on güneş, on haziran
On eylül, on haziran..
On adam kalır benden, onu da
Bal gibi parlayan, kekik gibi bunalan
On adam kalır.
 
Ne kalır ne kalır
Tuz gibi susayan, nane gibi yayılan
Dokuzu unutulmuş on yüz mü kalır
Onu da unutulmuş bir şiir belki kalır
On çizik, on çentik, on dudak izi
Bir çay bardağında on dudak izi
Aşklardan sevgilerden
Suya yeni indirilmiş bir kayık gibi
Akıp geçmişsem, gidip gelmişsem
Bir de bu kalır.”

Bir Yorum Yazın

Ziyaretçi Yorumları - 0 Yorum

Henüz yorum yapılmamış.