Türklük’ün çilesi, Türk olmanın zorluğu taa Osmanlı’nın beri dönemlerinde başlamıştı. Bu yüzden mesafeli ve de tereddütlüyüm Osmanlı’ya karşı, her ne kadar sayfaları şanla dolu olsa da.
Türkiye Cumhuriyeti Türklük üzerine kurulmuş olsa da bir süre sonra katı bir baskı meydana çıkmış ve Türkçüler için zor yıllar başlamıştır. Hatta, vatan hainliği ile yaftalanmış, tabutluklar denen zindanlarda çileye terk edilmişlerdir. Kendi yurtlarında öksüz, kendi yurtlarında paryaydı Türk Milliyetçileri.

Bir başka dönemde, Rus-Amerikan çatışmasının ayak oyunlarına karşı direnir, mücadele verirken, anarşist diye etiketlenmiş, darağaçlarına çekilmişler ve aşığı oldukları milleti, halkı, devleti tarafından yalnızlaştırılmışlardır.

80 İhtilali’nden sonra darmadağın olmuş olan Türk Milliyetçilerine adeta birer cüzzamlı muamelesi gösterilmiş, kendilerinden köşe bucak kaçılmış, hep bir üvey evlat gibi görülmüşlerdir.

Siyasal İslamcıların yıldızlaştığı süreçte ise, önlerine geçildi; ”Millette neymiş, ümmetiz ümmet!” denildi, din düşmanı, şaman kalıntısı, namazsız, abdestsizler olarak tanımlandı.

Halbuki; ”Bayrak inmez, ezan dinmez, vatan bölünmez!” diyordu sloganları bu bahtsız, çileye duçar, kendi topraklarında itilmiş, kakılmış, yok sayılmış çocukların/adamların.

Türküleri de vardı…

Kendileri çaldı, kendileri dinlediler. Kimse tempo tutmadı, kimse eşlik etmedi, kimse alkışlamadı. Öcü gibi baktılar hep Türk Milliyetçilerinin vatanı, milleti, bayrağı öven, yücelten türkülerine.

O bilindik radyolar, televizyonlar, televizyonların sanatçıları, devletin sanatçıları, lobilerin sanatçıları hep kör ve sağır kaldılar bu türkülere.

Önceki akşam TRT Müzik kanalının zevkle, keyifle, bazen neşe, bazen hüzünle izlediğim bir programının kapanışını biz Türk Milliyetçilerinin bir türküsüyle yaptılar sanatçılar.

İçim ezildi, beynim bulandı, tersim döndü. Normalde sevinmem, tempo tutmam lazımdı değil mi, yıllarca kimsenin bilmediği, eşlik etmediği, televizyonlarına yaklaştırmadığı, repertuarlarına almadıkları, dinleyecinin alkışlamadığı türkümüzü bir devlet kanalında dinleyince değil mi?

Alkışlamadım, tempo tutmadım, eşlik etmedim, tam tersine; kendi çıkarlarına, kendi menfaatlerine türkümüzü kullananlara, yine kendi menfaatlerine türkülerimizi elleriyle götürüp, o arsızlara, yüzsüzlere teslim edip, satanlara bela okudum, küfürler ettim.

Bundan birkaç yıl öncesine, ne birkaç yılı, birkaç ay öncesine kadar Türk Bayrağını tahrik unsuru görenler, askere giden çocuklarımızın bozkurt parmakları eşliğinde bu türküyü söylemelerini yadırgayanlar, şehit cenazelerinde yine bu türkülerin çocuklarına ”şamata yapıyorlar” diyenler şimdilerde bizim bu türkülerimizi bizden çalıp kendi kıçlarını sağlama almak için yaptıkları maskaralıklara fon yapıyorlardı. Buna razı gelemedim.

Dişlerimi sıkarak izledim, izledim ve gördüm;

Hırsızdı türkülerimizi çalanlar,

Yalakaydı stüdyolarını açanlar,

Samimiyetsizdi mikrofondakiler,

Karaktersizdi alkışlayanlar!