Ne zaman bir Noel Baba tartışması olsa çocukluk yıllarıma dönüyor, birkaç mevzuyu anımsıyorum.
İlk önce, köyümde, bir ikindi namazı vakti, tam da caminin kapısından girmek üzereyken, bir adım önümüzdeki emmilerin, dayıların arasında olan Azgınoğullar’ın Temel’in aniden dönüp suratıma indirdiği tokattır. Ortalık bir müddet karanlık oldu o an. Yok yok, kesinlikle o an karanlık oldu, eminim akşam namazı ya da yatsı namazı değildi, kesinlikle ikindi idi ama adam bir tokatta kararttı işte ortalığı. Sebebini halen bilmiyorum, aradan geçen 30 küsür seneye rağmen hem unutamıyor hem de sebebini bulamıyorum. Muhtemelen gülmüştük ya da sesli konuşmuştuk, çocuğuz işte.

Diğeri köyümüzün ilimli, bilimli adamlarından en önde gelen Küt’ün Hoca’nın bize okul bahçesinde top oynatmaması ve her gördüğünde oyunumuzu bozup bizi bahçeden kovması mevzuudur.  İyi adamdı rahmetli, ileri yaşına rağmen dimdik yürüyen, heybetli bir görünüme sahip, köyün cenaze, mevlid ve benzeri işlerinin önde gelen ismiydi. Ama işte gel gör ki, çocuklara aman vermezdi bu top oynama konusunda.

Bir de bizim Gocaller’in Nuri Emmi var, Allah uzun ömürler versin. Esasında o köylülük haliyle, esprili, nüktedan bir yapıya sahip olduğu gibi müthiş laf koyma ya da laf sokma tekniklerine sahipti. Bir yatsı ezanı okuması vardı ki sormayın, aşağı mahalleye kahveye gidenlerin bile yolunu camiye çevirebilecek bir daveti vardı. Lakin bu Nuri Emmi de çocuklarla pek barışık değildi. En küçük yeğenim Ahmet’le geçen bir diyaloğunu aradan geçen koca koca yıllara rağmen unutamam.
Yeğenim Ahmet’in, yüzünde doğuştan bir gülümseme oturmuş, bugün iki çocuk babası olmasına rağmen halen o gülümseyişi taşıyan ama sanki çocuğun elinde olmayan bir yaramaz, afacan yapısı da vardı. Yani, çocukcağız yaramazlık yapmak istemese de bir yaramaz durum gelir onu bulur, o da gereken muameleyi gösterirdi, ne yapsın çocuk?

Şimdi bizim Nuri Emmi bizim Ahmet’i görüyor tütün tarlamızın az ötesinde. Ahmet henüz çocuk, belki 4, belki 5, hadi 6 yaşında olsun. Kısa pantolon giydirmiş ablam, e mevsim de yaz zaten. Nuri Emmi bu ya, hemen her duruma bir laf koyacak ya, Ahmet’in bu kısa pantolonlu haline de mutlaka bir şey demeli değil mi?
-La çöcüük ne o bacakla öyle?
Ahmet’in, 6 yaşındaki çocuğun cevabı aslında bugün sorulan saçma sapan soruların, anlamsız tartışmaların, gereksiz polemiklerin tamamına toptan verilecek, kısa ve öz bir cevaptır.
Şöyle diyor yeğenim Ahmet, bu saçma ve gereksiz, içersinde laf sokuşturma bulunan soru karşısında:
-Anaan a.ı!!!

Şimdi bu anıları niye koydum buraya, neydi yeniden bunları hatırlamama sebep olan?
Elbette ki yeni girdiğimiz yıl öncesi yaşadığımız Noel tartışmaları ve buna bağlı olarak medyada gördüğümüz birkaç tepkisel sözde eylemdir yukarıdaki anıların sebebi.
Şu eylem tipine bir bakın; ortaya bir sembolik Noel Baba almışlar, ikisi birer kolundan tutmuş biri de almış Noel Baba’nın çükünü eline onu sünnet ediyor.
Bir başka sözde eylem tipinde ise yine sembolik Noel Baba’yı kıstırmışlar bir köşede, kafasına dayamışlar tabancayı, ateş etmeye hazırlanıyorlar.
Ve, bunların da fotoğraflarını yayınlıyorlar.

-Peki, nedir bu Noel Baba’nın olayı, ne yaparmış, ne suç işlemiş?
-Daha n’olsun, yılbaşı geceleri bacadan evlere girip küçük çocuklara hediyeler verip onları sevindiriyor, mutlu ediyor.
-Başka? Başka bir suçu var mı?
-Ya, işte, Hrıstiyan ya şimdi bu adam…
-Eee?
-Ya niye bize Hrıstiyan adetleriyle gelsin, çocuklarımız Hrıstiyan mı olsunlar?

Sormak lazım değil midir bu Noel Baba avcılarına; yahu arkadaş çocukları sevindiren bir adetin, geleneğin Hrıstiyan, Musevi ya da İslam kökenli olması çok mu önemlidir? Günlük yaşantında uyguladığın bir sürü geleneğin hepsi İslami midir? Düğünlerinde, cenazende, yaş gününde, mezuniyet gününde, iş yeri açılışında, misafir ağırlamandaki tüm detayların hepsi mensup olduğun dinin birer ritüelleri midir, hiç mi başka kültürlerden etkilenme yoktur? Kültürünü etkisi altına alan hiç başka etkenler yok mudur? Hangisine silah çektin böyle? Mesela, bir zamanlar yağan yağmur altında birlikte ıslanarak, beraber yol yürüyenlerin köşelerde, bucaklarda, terk edilmiş samanlıkları, ahırları bulup, cemaatsiz bölgelere kilise açtıklarında eline silah alıp karşılarına çıkmışlığın var mıdır hiç? Peki, çocuklara tecavüz eden dedeler hakkında ne düşünüyorsun? Bunlardan bizde çok var mesela. Gün geçmiyor ki haber kanallarını, gazetelerin ikinci sayfalarını meşgul etmesin bu tür iğrençlikler.

Ya, yukarıdaki örneklerde verdiğim bizim Noel Babalar? Azgınoğullar’ın Temel’i saymasak, Küt’ün Hoca da, Nuri Emmi de birer Noel Baba olabilemezler miydi? Besmeleli ağızlarıyla, okudukları Kur’an’la, ezanla, dini bilgileriyle daha hoşgörülü olup çocukları sevindirecek işler yapamazlar mıydı? Bunlar benim çocukluğumdan hatırladığım emmiler, dayılar… Takdir edersiniz ki bunlarla dolu etrafımız, her an, her yerdeler. Gerçi bizim ölçümüz Kur’an, önümüzdeki örnek Peygamber Efendimiz’dir, kalanına göre dinimizi sorgulayacak değiliz haşa.

Şimdi o Noel Baba avcıları sokak sokak gezip, çocukları sevindiren ak sakallı adamcağızları tutup tutup vursunlar, sevgiyi, çocuk gülüşlerini, neşeyi, masum tebessümleri, bekleyişleri, ümit edişleri öldürsünler, dinlerini korumuş(!), dinlerine hizmet etmiş(!) olurlar.

Zaten ben de Hrıstiyanlık propagandası yapıyorum burada, di mi?