Ana Haber Bülteni öncesi özet geçiyor ‘‘Türkiye’nin en farklı haber bülteni, en korkusuz habercisi, en tarafsız spikeri…’’

-Yine bir kadına şiddet haberi! Yine bir erkek terörü! Tüm detaylar az sonra…
Kan beynine sıçrıyor insanın. Gün geçmiyor ki ya haber bültenlerinde ya bir gazetenin 2. sayfasında kadına şiddetle alakalı bir haber olmasın.
Fiili şiddet haberi yoksa bir hoca efendinin ya da bir profesörün kadını yere sokan bir açıklamasıyla karşılaşıyoruz.
O da yetmiyor, bir siyasetçi alakasız bir çıkışla bir salvo da o savuruyor.

Kadın, bir türlü hayatın bir parçası olamıyor ülkemizde. Ya bastırılıyor, ya susturuluyor, neredeyse bunlara da razı olacağız ama öldürülmelerini nereye koyacağız?
Durum öyle bir hal aldı ki, sanki buralar böyle hep bir vahşi doğa, erkekler birer yırtıcı çita, kadınlar da onların karınlarını doyuracak avları yavru ceylanlar.
Bir bakın sokakta yürüyen kızcağızlara, hanımlara, ama insan gibi bakın, gerçeği görebilmek için bakın. Bir çoğu tedirgin, yürürken her an başına bir şey gelebileceği, bir erkeğin bir hareketiyle karşı karşıya kalacağı endişesiyle ürkerek gidiyorlar yollarına.
O, suratını asmış, ciddi duruşlular var ya, işte onların bu halleri de bir çeşit kendini koruma halidir.
Toplum olarak el ele vermişiz, hayatın her alanından kadını bertaraf etmeye çalışıyoruz, hatta yok etmeye çalışıyoruz.
Öyle ya;
Koca dövüyor, sevgili vuruyor, sapık tecavüz ediyor, gözü dönmüş tekmeliyor, kafası bozulan ayağının altına alıp çiğniyor, şoför dikiz aynasından kesiyor, patron ahlaksız teklifte bulunuyor, baba eve hapsediyor, kaynana bile kadın olmasına rağmen susturuyor, kapkaççı zayıf gördüğünden onu hedef seçip gasp ediyor, fortçular otobüste taciz ediyor…

Yani, kısacası herkes el ele vermiş kadını silmeye çalışıyor.

Peki, bu boktan dünya neye yarayacak kadın olmayınca?
Nasıl çekilecek bunca kahır, yarin ince, uzun parmaklarını avucunun içine alıp, göz bebeklerinde birleşemeyince? Kim, nasıl yüreklerimizi ısıtacak?
Kim için hayatlarımızı ortaya koyup, deli gibi sarılacağız dünya denen yuvarlağa?
Güzel giyinmemizin, traş olmamızın bir anlamı kalacak mı? Gerek kalacak mı parfümler sıkmaya?
Kiminle çay içeceğiz bir sonbahar mevsiminde sararan, yere düşen yaprakların bir başka tablo oluşturduğu çay bahçesinde? Mahalleden arkadaş, Zonta Kazım’la mı?
Kirli Murto ile mi el ele yürüyeceksiniz, süslü taşlarla döşeli Sevgi Yolu’nda?
Radyoda çalan sıradaki parçayı kime armağan edeceksiniz?
Kim için söylenecek şarkılar?
Kimlere yazılacak şiirler?
Romanların, filmlerin kahramanları hep Üç Silahşörler mi olacak yoksa Atını Seven Kovboy mu olacak?

Öldürmeyelim, öldürmeyelim kadınları beyler!
Yoksa, bizi kim doğuracak?