Eğitim hayatıyla birlikte hayatımıza giren o sözcük öbeği “Okuldan uzaklaştırma almak…” bunun için esaslı suçlar işlemeniz beklenir. Gizli saklı sigara içmeye çalışırken okulu yakmak, bıcakla tehdit ederek rüşvet almak falan… Beni evvelden tanıyanlar bilir, bir miktar hareketli bir çocukluk, ergenlik geçirdim. Neyse ki kimseye zarar vermeden üniversiteyi falan bitirdik. Şimdi çok üstesinden gelemediğim ve muhtemelen hayatımın sonuna kadar da maruz kalacağım başka bir uzaklaştırma var hayatımda. “Hayallerinden uzaklaştırma…”

Bir klişe laf vardır, sevmem ama yerinde olacak “Hayat, siz plan yaparken başınıza gelen şeyler bütünüdür.”  Hakikaten de bir şeyleri planlarken bir aksilik çıkar ve o planı hiç yapmamışçasına hayatınızdan çıkarırsınız.  Eğer Türkiye’de yaşıyorsanız, zaten doğduğunuzda size kotalar konumuştur. Pencereniz daraltılmış, birçok şeyin önüne “Yaşamak” gibi temel bir olguyu koymak zorunda kalır, bir şeye sahip olmak istemeden önce halihazırda size sunulan yüklerin altında bulursunuz kendinizi.

Karşılaştırma yapmayı sevmem, lakin dün izlediğim filmden birkaç basit kare anlatacağım. Bir adam, hayalinin peşinde koşarken yoksulluğun içerisinde buluyor kendini. Ama nasıl bir yoksulluk? Sinemaya gidebildiği, içki içebildiği ve bunları yapmaya da arabasıyla gittiği bir yoksulluk…  Bizim refah sınırımızın başladığı yerde adamların yoksulluğu var.

Örnek çoğaltılabilir elbet. Memleketi kötülemek için de konuşmuyorum. Hayallerimizden uzaklaştırma alıyoruz dostlar. Farkına varın artık. Ve bu kötü gidişata dur demek yerine teselli bulduğumuz şeylere bir bakın. Dünya nerede? Biz neredeyiz? Bir bakın. Borç batağında bu kadar insan varken birilerinin iyi hikayelerine kanmayın dostlar. Parası olan da hayallerinden uzaklaştırma yiyor.

Birlikte geleceği kurtarmak varken, günümüzü mahvediyoruz.

Birlikte çok şeyin üstesinden gelmek varken, birbirimizi yiyoruz.

Neyse, bunları zaten biliyorsunuz.

Hayırlı Cumalar…

Anladınız.