Ben bir Türk Milliyetçisiyim. Milliyetçiliğim, başka milletlere saygı göstererek, kendi milletini milletler arenasında en iyi noktaya ulaştırmak, mazlum milletlere yardımcı olmak noktasındadır. Dünya üzerinde adaletin Türk eliyle dağıtılacağına inanmaktayım ve bunun için de güçlü bir Türk Devleti’ne ihtiyaç olduğu düşüncesindeyim.

Benim için esas olan, güçlü, adil, medeni, uygar ve de halkın, dolayısıyla milletin insan yerine konulduğu bir sistemin yürüdüğü bir devlet yapısıdır. Bu devletin şekli cumhuriyet olabilir, başkanlık olabilir, cumhurbaşkanlığı olabilir, demokrat olabilir velhasılı bir sürü şey olabilir. Ammaa, ille de Türk Devleti ve Türkler tarafından yönetilen bir devlet olmalıdır. Yöneticileri Türk’ün adaletine, gücüne, tarihi sürecine, gelecekteki yerine baktığım gözle bakmaları gerekir. Bir Türklük bilincine sahip olmaları gerekir kısacası.

Bugünkü Başkanlık Sistemi tartışmalarına ise bir sistem yenilenmesinden, bir reformdan ziyade sadece bir kişi için, Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yapmak için çaba sarf edildiğinden dolayı şiddetle karşısındayım.

Görülüyor ki amaç; varsa sistemdeki bir yavaşlığı hızlandırmak değildir, ille de Recep Tayyip Erdoğan’ı başkan yapmaktır. Tüm çalışmalar, tüm tartışmalar bu eksende dönmektedir. Yani, bana şunu kim söyleyebilir? ”Yahu kardeşim, ortaya bir sistem konulacak, bu sisteme geçilecek ve bu sistemin başına geçmeye aday olanlar yarışacak, halk kimi isterse onu seçecek ve Türk Devleti’nin Başkanı o olacak..”

Var mı böyle bir şey? Tabiki de yok!

Peki, kimdir Recep Tayyip Erdoğan?

‘‘Biz milliyetçiliği ayaklar altına almışız.’’ diyendir.

Milliyetçiler’e, ‘‘Onlar morg bekçileridir.” diyendir.

Milliyetçiler’e, ‘‘Onlar Fatiha’yı bile bilmezler.’’ diyendir.

Milliyetçiler’e, ‘‘Biz onların cemaziyelevvellerini biliriz, kafatasçılardır.’’ diyendir.

Şehit cenazelerinde ayranı kabaran gençlere, ‘‘Şamata yapıyorlar.’’ diyendir.

Milliyetçileri kastederek, ‘‘Onları meclise sokmayın, mecliste onlarla HDP’lilerin kavgalarıyla mı uğraşacağız.’’ diyendir.

Başka?

Teröristlerle müzakere eden bir hükümetin biraz Başbakanı biraz da Cumhurbaşkanı’dır.

Teröristlerle bir takım süreçler başlatarak bu yaralı milletin gözleri önünde kucaklaşan, törenler düzenleyen, anlamadığımız dillerde türkü düetleri yapan bir hükümetin biraz Başbakanı, biraz da cumhurbaşkanı’dır.

Bir başka terör örgütünü devletin en içine sokarak ülkeyi uçurumun kenarına getiren bir hükümetin biraz başbakanı, birazda cumhurbaşkanıdır.

Başka?

Her fırsatta Milliyetçiler’e en ağır hakaretleri eden bakanların, milletvekillerinin Genel Başkanı’dır.

Türklük’e savaş açan güruhların Genel Başkanı’dır.

Türk Bayrağı’nı tahrik unsuru görenlerin, TC ibaresine, Andımız’a, İstiklal Marşı’mıza karşı alerji duyanların, ‘‘Ne mutlu Türküm diyene!’’ sözüne savaş açanların Genel Başkanı’dır, Başbakanı’dır, Cumhurbaşkanı’dır.

Etrafındaki danışmanlarından, siyasetçilerden, siyasetçilerinden, iş yaptığı çevrelere kadar tamamının, yandaş gazete ve televizyonlarının tamamı Türklük’e savaş açmış kitlelerdir.

Yani, şahsen benim sorunum bir sistemi geliştirmek, yenilemek ya da korumaktan ziyade AKP ve de en önemlisi Recep Tayyip Erdoğan’ladır. Bu iki merkez benim kafamdaki bir Türk Devleti’ne, hayal ettiğim Türk Milleti’nin büyüme ülküsüne kocaman engellerdir.

Son cümle olarak derim ki ‘‘Adı ya da şekli ne olursa olsun ilelebet payidar kalacak bir Türk Devleti için her türlü değişime razıyım ancak AKP destekli, AKP kökenli bir Recep Tayyip Erdoğan Başkanlığı’na karşıyım; Türk Devleti ve Türk Milleti’nin bekası adına.’’