Sene 2013, üniversitede 3. Sınıfı bitirmek üzereyim. Bitime son 3 sınav var. Haziran başı gibi Amerika’ya gideceğim. Mayısın sonu gelmiş, bilet falan almamışım ama sorsalar gideceğim. Bir gün sıkıldım, gidiyorum ben dedim. Baktım, 4 gün sonraya bilet. 3 Sınavı da yaktım, gittim. 30 Mayıs tarih. Gezi mevzuları yeni başlıyor, ben ABD’ye uçuyorum. Neyse, birkaç gün kendi derdimle uğraştıktan sonra bir telefon, hat falan alıp dünyaya döndüm. Daha ziyade, memleket meselelerine. Çarşı karışmış, Taksim’in üzerinde bir gaz bulutu olan fotoğraf… Ağaçlar kesilemez deniyor, memleket yanıyor. Polise küfürler ediliyor, devrim deniyor. Evi aramam biraz zaman aldı. Tabii o ara yanan yanmış, insanların hayatına TOMA diye bir şey girmiş. Herkes kimyager olmuş, limon satışları tavan yapmış.

Abim: “Eleman çabuk gel, devrim oluyor.”
Annem: “Yok bir şey oğlum, eylem yapıyor birkaç grup.”

Twitter’dan kan akıyor. Her gün birileri ölüyor, akla kara kana karışmış. Gerçekten de bir şeyler oluyordu. Bir süre sonra endişelenmeye başladım. Duyulan o ki polis masum halkı vuruyor, halk da vergisini verdiği polisine saldırıyor. Her aradığımda hükümet karşıtı abimin sesi heyecanlı, kendini emekli etti diye hükümete oy veren annemin sesi endişeli. Uzaktan Gezi kulağa hoş geliyor da işin aslı öyle değil,miş.

Neden Gezi olaylarını anlatıyorum? Yıl dönümü falan değil… Berkin Elvan’ı da anmayacağım.
3 gün önce sofrada oturuyoruz. Biraz da alkolün etkisiyle tabii gene memleketi kurtarma hikayelerine girdik. Konu döndü dolaştı Gezi’ye geldi. Abimle yengem başladı eylem anılarını anlatmaya. Ve sihirli kelime “Aslında…” ile giriyorlar derine.

Çok eğlenmiş bizimkiler. Hala aynı ritim ve heyecanla “Sık bakaaaalım sıkk bakaalııım” diye bağırabiliyorlar. Gaz yemişler, TOMA operatörü kıyıp da su sıkamamış. Polis jopu da teğet geçmiş bizimkileri. Ağaçla falan da işleri yok. Biraz muhalefet, biraz eğlenceye gitmişler. “İlk günler şöyleydi de…” cümlesini onlardan da duydum. Biraz da polisi anlattılar. “Hadi gidin işinize, alet olmayın böyle şeylere” demiş, devletimin polisi. Edilen küfüre karşılık hem de. Anlayacağınız anında bir müdahale yok. “Kim provakatör, kim vatansever anlıyordu polis Eren.”

Aslında diye başlayan bir sürü cümle… Hiçbirinde kötülük yok.
Aslında polis kimseyi incitmek istemez, aslında halk da polisine kıyamaz. Aslında kimse vergi verdiği kaldırıma zarar vermez, aslında 13 yaşında çocuğu hiçbir polis öldürmez.

Yani aslında biz birlikte güzeliz. Gelin, barışalım.